<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Antalya'nın Tek Televizyonu</title>
    <link>https://www.kanalv.com.tr</link>
    <description>Kanal V, Antalyadan ulusal yayın yapan tek televizyon kanalıdır. Antalya Haber kategorisinde kaliteli içerik üretmektedir.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kanalv.com.tr/rss/ozel-haber" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 30 Aug 2026 00:29:39 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/rss/ozel-haber"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Betonsuz köy turistlerin gözdesi oldu]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/betonsuz-koy-turistlerin-gozdesi-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/betonsuz-koy-turistlerin-gozdesi-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'nın Akseki ilçesinde bulunan 25 haneli ve 55 nüfuslu tarihi Sarıhacılar Köyü, düğmeli evleri, tarihi İpek Yolu, kervan yolu ve yaklaşık 600 yıllık camisiyle yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olmaya devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Geçtiğimiz yıl yaklaşık 200 bin ziyaretçiyi ağırlayan tarihi köy, bu yılın ilk 8 ayında ise nüfusunun yaklaşık bin 800 katı ile 100 binden fazla yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırladı. Yaklaşık 300-350 yıllık düğmeli evleriyle dikkat çeken tarihi Sarıhacılar Mahallesi, geleneksel mimarisini korumaya devam ediyor. Beton yapılaşmanın bulunmadığı mahallede, yeni imar planıyla yapılacak yeni yapıların da ancak bölgenin özgün mimarisine uygun şekilde, düğmeli ev tekniğiyle inşa edilmesine izin veriliyor.<br />
<strong><i>"Antalya'nın deniz, kum ve güneşten ibaret olmadığını gösteriyor"</i></strong><br />
Toros Dağları'nın doğal güzellikleri arasında yer alan Sarıhacılar, Antalya'nın alternatif turizm rotaları arasında öne çıkıyor. Kültür turizmi rehberleri tarafından düzenlenen turlarda Sarıhacılar'ın yanı sıra Ormana, Altınbeşik Mağarası ve Manastır Kanyonu da ziyaret ediliyor.<br />
Kültür turizmi rehberi Zeynep Ocak, Antalya'nın yalnızca deniz, kum ve güneş turizmiyle anılmaması gerektiğini söyledi. Ocak, "Antalya insanların zihninde hep deniz, kum, güneş ve sahil şehri olarak düşünülüyor. Ancak Antalya bundan çok daha fazlası. Özellikle Toros Dağları'nın güzelliği, doğal güzellikleri ve kültürel değerleri Antalya'nın turizm açısından farklı bir yüzünü ortaya koyuyor. Biz turistlerimizle haftada en az 2-3 gün Sarıhacılar başta olmak üzere düğmeli evleri görmek için buraya geliyoruz. Ormana'ya, Altınbeşik Mağarası'na ve yol üzerinde Manastır Kanyonu'na uğruyoruz" dedi.<br />
<i><strong>"Turistler tarihe yakından tanıklık etmekten mutlu oluyor"</strong></i><br />
Bölgede turistlere tarihi ve doğal güzellikleri anlattıklarını belirten Ocak, "Buraların hem tarihinden, hem isimlerinin nereden geldiğinden hem de doğal güzelliklerinden bahsediyoruz. Hem yerli hem yabancı misafirlerimizden çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Antalya'nın sadece deniz, kum ve güneşten ibaret olmadığını görmeleri onları çok mutlu ediyor. Bu turlarımız da çok rağbet görüyor" diye konuştu.<br />
Sarıhacılar'ın tarihi İpek Yolu üzerindeki konumuna dikkat çeken Ocak, "Selçuklu açısından çok önemli bir mevkideyiz. Liman ile başkent arasındaki bağlantıyı kuran bir yolun üzerindeyiz. Köyün en önemli özelliklerinden biri de yolun sonradan köyün yanından geçmesi değil, köyün tarihi İpek Yolu'nun etrafında şekillenmiş olmasıdır. Geçmişte ticari açıdan çok önemli bir köy olmuş" ifadelerini kullandı.<br />
<i><strong>"Tarihi kervan yolu ziyaretçileri şaşırtıyor"</strong></i><br />
Tarihi İpek Yolu'nun kervan ve göç yolu olarak kullanılan bölümlerinin günümüze kadar ulaştığını belirten Ocak, "Bu yolun hala orijinal örneklerini görebiliyoruz. Misafirlerimiz bunları gördüklerinde çok şaşırıyor. Tarihle bu kadar yakından tanıklık etmek onları gerçekten çok mutlu ediyor" dedi.<br />
<i><strong>"Düğmeli evler turistlerin ilgi odağı"</strong></i><br />
Sarıhacılar'ın en önemli özelliklerinden birinin düğmeli evler olduğunu ifade eden Ocak, bu yapıların bölgenin geleneksel mimarisinin özgün örnekleri arasında yer aldığını söyledi. Ocak, "Düğmeli evler Sarıhacılar ve Ormana'da çok sık rastladığımız, çok özel bir mimari yapı. Katran ağacı olarak adlandırılan sedir ağacı ve yığma taş kullanılarak yapılıyor. Başka herhangi bir harç veya tutkal kullanılmıyor. Bu yönüyle gerçekten eşsiz bir yapı" diye konuştu.<br />
<i><strong>"600 yıllık camisiyle dikkat çekiyor"</strong></i><br />
Köyün tarihi camisinin de ziyaretçiler açısından önemli bir değer olduğunu belirten Ocak, yaklaşık 600 yıllık olduğu belirtilen caminin ahşap işçiliği ve mimari özellikleriyle dikkat çektiğini söyledi.<br />
Caminin yapımında sedir ağacının kullanıldığını anlatan Ocak, "Sedir ağacı ya da yöresel adıyla katran ağacı yapısı nedeniyle böcek barındırmıyor, nem ve küf tutmuyor. Bu da yapının uzun yıllar sağlam kalmasını sağlıyor. Taş ve ahşabın birlikte kullanıldığı yapının duvarları yaklaşık 1 metre kalınlığa ulaşabiliyor" dedi. Caminin içerisinde dönemin imkanlarıyla oluşturulmuş özel bir akustik sistem bulunduğunu da belirten Ocak, mihrabın ve minberin katran ağacından yapıldığını, üzerlerinde kök boyalarla oluşturulmuş süslemelerin bulunduğunu ifade etti.<br />
<i><strong>"Alanya ve Gazipaşa'dan da turistler geliyor"</strong></i><br />
Alanya-Gazipaşa bölgesinden kültür turizmi amacıyla Sarıhacılar'a gelen Ülkü Yüksel ise köyü çok beğendiğini söyledi. Yüksel, "Alanya bölgesinden bu bölgeye geldik. Düğmeli evleri, özellikle camiyi, evlerin yapısını, İpek Yolu'nu ve tarihi kervansaray yolunu görmeye geldik. Herkesin gelip görmesini istediğimiz bir bölge. Evleri çok güzel. Özellikle mimarisiyle dikkat çeken caminin içerisinin yapısı da çok güzel. Herkesin burayı görmesini isteriz" dedi.<br />
<i><strong>"1999'dan bu yana turizm köyü olması için çalışıyoruz"</strong></i><br />
Sarıhacılar Köyü Platformu üyelerinden Fatma Genç ise köyün turizme kazandırılması için 1999 yılından bu yana çalışmalar yürüttüklerini belirtti.<br />
Babasının Sarıhacılarlı olduğunu ifade eden Genç, "Köyümüzdeki çalışmalarımıza 1999 yılından itibaren devam ediyoruz. Turizm köyü olması yolunda çok ciddi çalışmalar yapıldı. Akseki Kaymakamlığı, tüm kurumlar ve Kültür ve Turizm Bakanlığımızın destekleriyle köyümüzü bu noktaya getirdik" diye konuştu.<br />
<i><strong>"Geçen yıl 200 bin ziyaretçi ağırladı"</strong></i><br />
Sarıhacılar'ın son yıllarda önemli bir turizm destinasyonu haline geldiğini belirten Genç, "Geçen yıl köyümüzde yaklaşık 200 bin yerli ve yabancı ziyaretçimiz oldu. Bu sene de sayımız 100 bine yaklaşmış durumda. Köyümüzde çok ciddi çalışmalar yapıldı" dedi. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Antalya Valiliğinin destekleriyle tarihi yapıların restorasyonlarının gerçekleştirildiğini anlatan Genç, "Tarihi eser tescilli evlerimiz onarıldı, restorasyonları yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığımız tarafından koruma amaçlı imar planımız yapıldı" ifadelerini kullandı.<br />
<i><strong>"Restorasyonla ayağa kaldırılan düğmeli evler butik otele dönüştü"</strong></i><br />
Tarihi evlerin korunması için verilen desteklerin büyük önem taşıdığını belirten Genç, restorasyon kredileri ve hibe destekleri sayesinde yıkılmak üzere olan bazı düğmeli evlerin yeniden hayata kazandırıldığını söyledi. Genç, "Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy'un destekleriyle düğmeli evlerimize restorasyon kredileri ve hibe destekleri aldık. Yok olmaya yüz tutmuş, yıkılmak üzere olan düğmeli evlerimizi tekrar inşa ettik. Restorasyon sonrasında da şu anda bazı evlerimiz butik otel olarak konaklama hizmeti veriyor" dedi.<br />
<i><strong>"Köy için yeni yatırımlar bekleniyor"</strong></i><br />
Sarıhacılar'ın turizm potansiyelinin daha da artırılması için yeni yatırımlara ihtiyaç olduğunu belirten Genç, koruma amaçlı imar planında yer alan sosyal donatı alanlarının hayata geçirilmesi için destek beklediklerini söyledi. Genç, "Belediye hizmet alanı, otoparklarımız ve turizmle ilgili her türlü hizmeti verebilecek alanlar planda belli. Sokak sağlıklaştırma ve cephe düzenlemesi gibi çalışmaların başlatılması için destek bekliyoruz" diye konuştu.<br />
<strong><i>"Beton yapılaşmanın olmadığı köy olarak tanındı"</i></strong><br />
Sarıhacılar'ın özgün mimari dokusunun korunmasının önemine dikkat çeken Genç, "Sarıhacılar Köyümüz dünyada eşi benzeri olmayan, beton girmeyen tek köydür. Bu şekilde zaten tanındı ve ünlü oldu. Köyün içinden geçen Antalya'dan Konya'ya giden tarihi İpek Yolu da köyümüzün önemini artırıyor" dedi. Tarihi İpek Yolu, düğmeli evleri, geleneksel mimarisi, tarihi camisi ve Toroslar'ın doğal güzellikleriyle Sarıhacılar, Antalya'nın kültür turizmi rotalarının önemli duraklarından biri olmayı sürdürüyor.<br />
<strong><i>"Düğmeli evleriyle zamana meydan okuyan Sarıhacılar'da beton yapıya izin yok"</i></strong><br />
Antalya'nın Akseki ilçesinde bulunan ve yaklaşık 300-350 yıllık düğmeli evleriyle dikkat çeken tarihi Sarıhacılar Mahallesi, geleneksel mimarisini korumaya devam ediyor. Beton yapılaşmanın bulunmadığı mahallede, yeni imar planıyla yapılacak yeni yapıların da bölgenin özgün mimarisine uygun şekilde, düğmeli ev tekniğiyle inşa edilmesine izin veriliyor.<br />
Toros Dağları'nın eteklerinde yer alan Sarıhacılar, yığma taş ve yörede yetişen sedir ağacının yöresel adıyla "katran ağacı" kullanılarak oluşturulan düğmeli evleriyle Antalya'nın önemli kültür turizmi merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Asırlardır ayakta kalan evler, bölgenin geleneksel yapı tekniğinin günümüzde de yaşatılmasını sağlıyor.<br />
<i><strong>"Beton yerine taş ve ahşap kullanılıyor"</strong></i><br />
Sarıhacılar'daki geleneksel yapılarda betonarme sistem yerine taş ve ahşap kullanılıyor. Düğmeli evlerin yapımında, taş duvarların arasına yerleştirilen ahşap hatıllar yapıya dayanıklılık kazandırırken, kullanılan sedir ağacı da bölgenin mimari karakterini ortaya koyuyor. Yaklaşık 300-350 yıllık olduğu belirtilen düğmeli evler, aradan geçen yüzyıllara rağmen özgün mimarileriyle ayakta duruyor. Evlerin taşıyıcı sisteminde kullanılan ahşap ve taş, bölgenin iklim şartlarına uygun doğal yapı malzemeleri olarak dikkat çekiyor.<br />
<i><strong>"Yeni yapılar da geleneksel mimariye uygun olacak"</strong></i><br />
Sarıhacılar'ın tarihi dokusunun korunması amacıyla hazırlanan yeni imar planında da geleneksel mimarinin devam ettirilmesi hedefleniyor. Plan kapsamında yeni yapılaşmanın bölgenin tarihi dokusunu bozmayacak şekilde gerçekleştirilmesi ve düğmeli ev mimarisinin yaşatılması öngörülüyor.<br />
Böylece mahallede yalnızca mevcut tarihi yapıların korunması değil, gelecekte yapılacak yapıların da Sarıhacılar'ın geleneksel mimari kimliğine uygun olması amaçlanıyor.<br />
<strong><i>"Tarihi İpek Yolu'nun üzerinde"</i></strong><br />
Tarihi İpek Yolu güzergahında bulunan Sarıhacılar, geçmişte önemli bir ticaret ve geçiş noktası olarak kullanılırken günümüzde kültür turizminin önemli duraklarından biri haline geldi. Mahallenin içerisinden geçen tarihi kervan yolu, düğmeli evler ve geleneksel mimari, ziyaretçilere geçmişten günümüze uzanan bir yaşam kültürünü yakından görme imkanı sunuyor.<br />
<i><strong>"Turistlerin ilgisi her geçen yıl artıyor"</strong></i><br />
Sarıhacılar, düğmeli evlerinin yanı sıra tarihi camisi ve doğal güzellikleriyle de yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 200 bin ziyaretçiyi ağırlayan bölge, 2026 yılının ilk 8 ayında ise 100 binden fazla ziyaretçiyi ağırladı. Kültür turizmi açısından giderek daha fazla tanınan Sarıhacılar'da, tarihi yapıların korunması ve geleneksel mimarinin yeni yapılarda da sürdürülmesiyle mahallenin özgün kimliğinin gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor. Düğmeli evleriyle adeta açık hava müzesini andıran Sarıhacılar, betonlaşmadan korunan tarihi dokusu ve yeni yapılarda da yaşatılacak geleneksel mimarisiyle Antalya'nın kültür turizmindeki farklı yüzünü ortaya koyuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/betonsuz-koy-turistlerin-gozdesi-oldu</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/web-sitesi-fotograf-5.png" type="image/jpeg" length="20456"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Antalya kıyısında deniz tabanını peltemsi tabaka kapladı]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/antalya-kiyisinda-deniz-tabanini-peltemsi-tabaka-kapladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/antalya-kiyisinda-deniz-tabanini-peltemsi-tabaka-kapladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya kıyılarında deniz tabanındaki çakıl ve kayaların kahverengi, peltemsi bir tabakayla kaplandığı görüntüleri değerlendiren Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, akıntının zayıf olduğu alanlarda biriken tabakanın deniz canlılarının oksijen alışverişini engellediğini belirterek, "Bu maddeler tabanı adeta bir halı gibi örtmüş" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Antalya kıyılarında Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu ve ekibinin gerçekleştirdiği su altı incelemesinde, deniz tabanında oluşan kahverengimsi ve peltemsi tabaka dikkati çekti. Geniş bir alana yayılan tabakanın çakıl ve kayaların üzerini kapladığı, elle kaldırıldığında altındaki deniz tabanının ortaya çıktığı görüldü. Tabakanın özellikle akıntının zayıf olduğu alanlarda biriktiğini belirten Prof. Dr. Gökoğlu, "Deniz tabanında bir çökelti bulunduğunu görüyoruz. Denizde ‘çukur' olarak tanımladığımız, akıntının kısmen olmadığı alanlarda bu madde pelte şeklinde tabana çökmüş. Çakıl ve kumların arasında yaşayan canlıların üzerini örterek oksijen alışverişini kesen bir tabaka oluşmuş. Bunun nedenlerinden biri tatlı sularla gelen askıdaki katı maddeler. Ayrıca bazı alglerin oluşturduğu bir yapı da var. Bu maddeler tabanı adeta bir halı gibi örtmüş. Çukurların tamamı ve kayaların üzeri aynı durumda" diye konuştu.<br />
<i><strong>"Sıcak bir hamama girmiş gibi oluyorsunuz"</strong></i><br />
İnceleme yapılan alanda su sıcaklığındaki değişimin belirgin şekilde hissedildiğini aktaran Gökoğlu, yer altı su seviyesindeki düşüşün de kıyıdaki deniz suyu üzerinde etkili olduğunu söyledi. Gökoğlu, şöyle konuştu:<br />
"O bölgeye girdiğinizde suyun sıcak olduğunu hissediyorsunuz. Açıktan gelip o alana girdiğinizde adeta sıcak bir hamama girmiş gibi oluyorsunuz. Antalya'nın yer altı suları vardı ancak bu sular sondajlar nedeniyle çekildi. Yeni bir bina yapılırken dört pompanın altı ay boyunca çalıştığını biliyorum. Konyaaltı'ndan denize altı ay boyunca sürekli su verildi. Bir otel yapılırken de aynı şekilde iki-üç pompa çalıştırıldı. Konyaaltı gibi yerlerde taban suyu yüzeye çok yakın. Bu nedenle taban suyu seviyesi düştü."<br />
Eskiden Konyaaltı'ndaki çakılların ve falezlerdeki çatlakların arasından denize sürekli tatlı su ulaştığını belirten Gökoğlu, "Bu akış hem denizi soğutuyor hem de kıyılardaki kirliliği açığa doğru öteliyordu. Alttan çıkış yaptığı için kıyıdaki deniz suyunu da soğutuyordu. Artık bu akış yok. Olmayınca da bu manzarayla karşılaşıyoruz" ifadelerini kullandı.<br />
<strong><i>"Mendirek yapıları kıyı akıntılarını kesti"</i></strong><br />
Denizin içerisindeki yapıların doğal kıyı akıntılarını etkilediğini dile getiren Prof. Dr. Gökoğlu, "Artık her otelin önünde, denizin içerisinde bir yüzme havuzu var. Mendirek yapıları oluşturuldu ve bunlar kıyı akıntılarını kesti. Sonucunu görüyoruz. Denize bu tür yapılarla müdahale ettiğiniz sürece benzer oluşumlarla karşılaşırsınız. Su ısındı, kirlilik var ve katı madde miktarı çok fazla. Bunların büyük bir kısmı nehirlerden geliyor, bir kısmı da denizin içinde oluşuyor. Bütün bu etkiler, orada pelte şeklindeki oluşumu meydana getirdi. Denizi normal hâline bırakmamız gerekiyor. Deniz içerisinde hiçbir yapılaşma olmamalı, doğal hâliyle kullanılmalı. Otellerin müşterileri denize doğal kıyıdan girmeli. Kıyıda bazı düzenlemeler yapılabilir ancak denizin içinde bu tür müdahalelerde bulunduğunuz anda bugün yaşadığımız sonuçlarla karşılaşırsınız" dedi.<br />
<strong><i>"Kayalıklar plastik atıkları adeta öğütüyor"</i></strong><br />
Dere yatakları ve kıyılara bırakılan çöplerin deniz kirliliğini artırdığını ifade eden Gökoğlu, kuru dere yataklarındaki atıkların ilk yağışlarla birlikte denize taşındığını söyledi. Gökoğlu, "Dere yatakları adeta çöplük hâline gelmiş durumda. Sahili kullananların bıraktığı çöpler ise ayrı bir sorun. İnsanlarımızda getirdiğini geri götürme alışkanlığı yok. Dere yataklarına bırakılan atıklar, dereler kuru olsa bile ilk yağışlarla birlikte denize ulaşıyor. Kayalık bölgeler adeta plastik öğütücüsüne dönüşüyor. Antalya falezleri, Gazipaşa'dan Mersin yönüne uzanan kıyıdaki kayalıklar ve Gelidonya Burnu çevresinde plastik atıklar, dalgaların etkisiyle sürekli kayalara çarpıyor ve mikroplastiklere dönüşüyor. Kayalıklar, plastik atıkları adeta öğütüyor. Bu nedenle denizde büyük plastiklerin yanı sıra çok miktarda mikroplastik de bulunuyor" şeklinde konuştu.<br />
Kıyı ve mesire alanlarındaki atıklara karşı ulusal düzeyde kampanya başlatılması gerektiğini dile getiren Gökoğlu, "Bir insan, yiyip içtiği yerde çöpünü bırakıyorsa o ülkeyi sevmiyor demektir. İnsan, yaşadığı yeri güzelleştirir ve gelecek nesillere daha iyi şekilde bırakır. Bu sorun yalnızca deniz kıyılarında değil, tüm sularda ve karasal alanlarda görülüyor. Atıkların gideceği yerler belli; çöp kutularına atılmaları veya geri dönüşüm tesislerine ulaştırılmaları gerekiyor. Caydırıcı ve ağır yaptırımlar uygulanmalı" diye konuştu.<br />
<strong><i>Balıkçı barınağının yanında "Çöplük Koyu"</i></strong><br />
Antalya Balıkçı Barınağı'nın batısındaki koyda da çok sayıda atıkla karşılaştıklarını anlatan Prof. Dr. Gökoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Antalya Balıkçı Barınağı'nın hemen batısında bulunan yerin adı artık ‘Çöplük Koyu' olmuş. Oysa orada doğal olarak çöp yok. Peki neden buraya ‘Çöplük Koyu' deniliyor? Vatandaşlarımız telleri keserek içeri giriyor ve denize giriyor. Çıkarken de çöp torbalarını dere yatağına, otların arasına bırakıyor. Bunlar ilk yağmurla birlikte doğrudan denize gidiyor. Dün bölgeyi görüntüledim, hâlâ çok miktarda çöp var. Daha sonra da ‘Plastik kirliliği kıyılarımızda arttı' diyoruz. Turizmi bu şekilde kaybedeceğiz. Benim endişem bu. Şimdiden tedbir almamız gerekiyor. Bunlar bir uyarı, bir işaret."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/antalya-kiyisinda-deniz-tabanini-peltemsi-tabaka-kapladi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/a-w774963-08.jpg" type="image/jpeg" length="33108"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Antalya'da yörüklerin asırlık geleneği: Peynirler kar obruklarında saklanıyor]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/antalyada-yoruklerin-asirlik-gelenegi-peynirler-kar-obruklarinda-saklaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/antalyada-yoruklerin-asirlik-gelenegi-peynirler-kar-obruklarinda-saklaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'nın Akseki ilçesinde yaklaşık bin 900 metre rakımlı Çimi Yaylası'na çıkan Yörükler, asırlık geleneklerini günümüzde de yaşatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hayvancılıkla uğraşan Yörükler, yaz aylarında ürettikleri süt, yağ ve peynirleri 30-50 metre derinliğindeki kar obruklarında muhafaza ediyor. Doğal bir buzdolabı görevi gören kar obruklarında aylarca bekletilen peynirler, kendine özgü lezzet ve kıvama ulaştıktan sonra sonbahar aylarında yayladan indirilerek satışa sunuluyor.<br />
<i><strong>"Yaylada üretilen peynirler kar obruklarına indiriliyor"</strong></i><br />
Çimi Yaylası'nda nisan-mayıs aylarında başlayan hareketlilik, yaz boyunca devam ediyor. Keçi ve koyunlardan elde edilen sütler geleneksel yöntemlerle işlenerek yağ ve peynire dönüştürülüyor. Hazırlanan peynirler daha sonra doğal soğuk hava deposu olarak kullanılan kar obruklarına taşınıyor. Peynirler, temizlenip hazırlanmış hayvan derilerine, kovalar veya bidonlara konularak obruklarda yaklaşık 2 ila 3,5 ay arasında bekletiliyor.<br />
Çimi köyünde hayvancılıkla uğraşan Hatice Çelik, her yıl yaz aylarında Çimi Yaylası'na çıktıklarını belirterek, peynirleri doğal ortamda olgunlaştırdıklarını söyledi. Çelik, "Peynirleri iki-üç ay kar obruğunda bekletiyoruz. Burada obruğun doğal özelliğini alıyor, suyunu çekiyor ve tam kıvamına geliyor. Deride, kovada veya bidonda bekleyen peynirin kendine özgü ayrı bir lezzeti oluyor. Eylül ve ekim aylarının sonlarında yayladan inerken peynirleri obruklardan çıkarıyoruz. Hem kendimiz kullanıyoruz hem de isteyenlere veriyoruz" dedi.<br />
<strong><i>"Doğal buzdolabı görevi görüyor"</i></strong><br />
Kar obruklarının, bölgede geçmişten günümüze yiyeceklerin muhafaza edilmesinde kullanıldığı belirtildi. Obrukların derinliklerinde sıcaklık yaz aylarında dahi oldukça düşük seviyelerde kalırken, peynirlerin uzun süre doğal ortamda saklanmasına imkân sağlıyor. Yörede hayvancılıkla uğraşan Ramazan Arıcı da peynirleri bölgedeki keçi ve koyun yetiştiricilerinden aldıklarını ifade etti. Arıcı, "Buradaki davarcılarımızdan, keçi ve koyun yetiştiren çobanlarımızdan alıyoruz. Bidonlara basıyoruz ve kar obruklarına koyuyoruz. Burada bir veya iki ay bekletiyoruz. Soğuk havada peynirler güzelleşiyor, lezzetleniyor. Başka koyacak yerimiz, buzdolabımız olmadığı için burayı kullanıyoruz. Burada sıcaklık eksi 15-20 derece civarında olabiliyor" diye konuştu.<br />
<i><strong>"Ağustos ayında bile dağlarda kar bulunuyor"</strong></i><br />
Çimi Yaylası'nda doğal soğuk hava deposu olarak kullanılan kar obruklarının özelliği, yaz aylarında dahi karın uzun süre muhafaza edilebilmesinden kaynaklanıyor. Arıcı, ağustos ayının ortasında olunmasına rağmen yüksek kesimlerde kar bulunduğunu belirterek, "Şu anda ağustos ayının ortasındayız ama dağlarımızda yaklaşık 10 metreye yakın kar var" dedi.<br />
<i><strong>"Hayvanlar doğal otlarla besleniyor"</strong></i><br />
Yörüklerin ürettiği peynirin lezzetinde, hayvanların doğal ortamda beslenmesinin de önemli bir rol oynadığı ifade edildi. Nisan-mayıs aylarında yaylaya çıkan üreticiler, keçi ve koyunlarını dağlarda doğal otlarla besliyor. Suni yem kullanılmadan elde edilen süt, geleneksel yöntemlerle işlenerek tam yağlı peynire dönüştürülüyor. Üreticiler, doğal beslenmeyle elde edilen sütün yağ oranının ve lezzetinin daha yüksek olduğunu, bunun da peynire yansıdığını belirtiyor.<br />
<strong><i>"Peynirler sonbaharda Manavgat pazarlarına indiriliyor"</i></strong><br />
Kar obruklarında yaklaşık iki, üç veya üç buçuk ay bekletilen peynirler, eylül ve ekim aylarında yayladan çıkarılıyor. Doğal ortamda olgunlaşan peynirler daha sonra pazarlama amacıyla Manavgat'a götürülerek belirli pazarlarda satışa sunuluyor. Üreticiler, kar obruğunda bekletilen peynirin normal şartlarda saklanan peynirden farklı bir lezzete sahip olduğunu ifade ediyor. Doğal soğuk ortamın peynirin kıvamını ve aromasını değiştirdiğini belirten üreticiler, bu yöntemin bölgenin geleneksel peynir üretim kültürünün önemli bir parçası olduğunu söylüyor.<br />
Çimi Yaylası'nda Yörükler, modern soğutma sistemlerinin bulunmadığı dönemlerden kalan kar obruklarını günümüzde de kullanarak hem geleneksel üretim yöntemlerini sürdürüyor hem de Akseki'nin kendine özgü peynir kültürünü yaşatıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/antalyada-yoruklerin-asirlik-gelenegi-peynirler-kar-obruklarinda-saklaniyor</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/a-w774113-02.jpg" type="image/jpeg" length="65970"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kilometre taşı tabiri nereden geliyor?]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/kilometre-tasi-tabiri-nereden-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/kilometre-tasi-tabiri-nereden-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Miliarium, Roma yolları boyunca dikilen ve mesafeleri gösteren taş anıtlara verilen isimdir. Antik dünyanın kilometre taşları olan bu yapılar, yaklaşık her bin Roma adımında (yaklaşık 1480 metre) bir yerleştirilirdi. Yolcular bu taşlar sayesinde bir kente ya da önemli bir merkeze ne kadar mesafe kaldığını öğrenirdi.<br />
<strong><a href="https://maps.app.goo.gl/Go6H8zmsscV8bqrr8" rel="nofollow">Likya Uygarlıkları Müzesi</a><span style="background-color:#3498db"> </span></strong><span style="color:#000000">ziyaret için sizleri bekliyor</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Konum: https://maps.app.goo.gl/Go6H8zmsscV8bqrr8</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/kilometre-tasi-tabiri-nereden-geliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/web-sitesi-fotograf-1.png" type="image/jpeg" length="68905"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kruvaziyer yolcusu 1 milyonu aştı, rekor kırıldı]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/kruvaziyer-yolcusu-1-milyonu-asti-rekor-kirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/kruvaziyer-yolcusu-1-milyonu-asti-rekor-kirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KRUVAZİYER turizminde bu yıl ocak-temmuz döneminde 18 limana demirleyen 656 kruvaziyerle 1 milyon 70 bin 481 yolcu hareketliliği yaşandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kruvaziyer turizminde yolcu sayısı verilerinin kaydedildiği 2011'den bu yana ocak-temmuz döneminde en fazla yolcu sayısı rekoru kırıldı.</p>

<p>Kruvaziyer turizminde geçen yıl Türkiye'deki 19 limana uğrak yapan 1375 gemi ile 2 milyon 138 bin 136 yolcu hareketliliği gerçekleşti. Geçen yıl son 12 yılın en yüksek yolcu sayısına ulaşıldığı Türkiye'de bu yıl ocak-temmuz döneminde 18 limana 656 kruvaziyer demirledi. Bu gemilerde 1 milyon 70 bin 481 yolcu hareketliliği yaşandı. 7 ayda en fazla kruvaziyer Kuşadası'na uğrak yaptı.</p>

<p><strong><i>EN FAZLA YOLCU TEMMUZDA</i></strong></p>

<p>Bu yıl temmuzda en fazla yolcu sayısına ulaşıldı. Limanlarda ocakta 18 kruvaziyerle 28 bin 625 yolcu, şubatta 12 kruvaziyerle 24 bin 123 yolcu, martta 26 kruvaziyerle 41 bin 39 yolcu, nisanda 99 kruvaziyerle 103 bin 896 yolcu, mayısta 169 kruvaziyerle 257 bin 897 yolcu, haziranda 164 kruvaziyerle 300 bin 875 yolcu, temmuzda 168 kruvaziyerle 314 bin 26 yolcu hareketliliği yaşandı.</p>

<p><strong><i>18 LİMANA 656 KRUVAZİYER</i></strong></p>

<p>Ocak-temmuz döneminde limanlara uğrak yapan kruvaziyer ile gelen-giden-transit olmak üzere toplam yolcu sayısı şöyle:</p>

<p>“Alanya 5 kruvaziyerle 6 bin 734, Amasra 15 kruvaziyerle 13 bin 351, Antalya 8 kruvaziyerle 19 bin 378, Bodrum 59 kruvaziyerle 68 bin 633 yolcu, Bozcaada 13 kruvaziyerle 8 bin 203 yolcu, Çanakkale 25 kruvaziyerle 14 bin 208 yolcu, Çeşme 39 kruvaziyerle 22 bin 866 yolcu, Datça 1 kruvaziyerle 226 yolcu, Dikili 10 kruvaziyerle 1643 yolcu, Fethiye 1 kruvaziyerle 1142 yolcu, Göcek 6 kruvaziyerle 860 yolcu, İstanbul 119 kruvaziyerle 265 bin 369 yolcu, İzmir 35 kruvaziyerle 66 bin 398 yolcu, Kaş 7 kruvaziyerle 13 bin 129, Kuşadası 274 kruvaziyerle 480 bin 983 yolcu, Marmaris 28 kruvaziyerle 78 bin 319 yolcu, Samsun 7 kruvaziyerle 6 bin 32 yolcu, Trabzon 4 kruvaziyerle 3 bin 7 yolcu."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><strong>YOLCU REKORU</strong></i></p>

<p>Geçen yıl aynı dönemde Türkiye'deki limanlara uğrak yapan 675 kruvaziyerle 1 milyon 58 bin 752 yolcu hareketliliği gerçekleşti. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından kruvaziyer turizmi verilerinin kaydedildiği 2011'den bu yana ocak-temmuz döneminde 1 milyon yolcu sayısının aşıldığı yıllar şöyle:</p>

<p>“2011'de 1 milyon 15 bin 97, 2013'te 1 milyon 53 bin 692 yolcu."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/kruvaziyer-yolcusu-1-milyonu-asti-rekor-kirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 13:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/adsiz-tasarim-1-23.png" type="image/jpeg" length="31520"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yemek borusundaki 13 santimetrelik kitle başarıyla çıkarıldı]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/yemek-borusundaki-13-santimetrelik-kitle-basariyla-cikarildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/yemek-borusundaki-13-santimetrelik-kitle-basariyla-cikarildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun zamandır yemek yerken takılma, yutma güçlüğü ve göğüs ağrısı şikâyetleri yaşayan 39 yaşındaki hastanın yemek borusundaki 13 santimetrelik iyi huylu tümör, Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde ilk kez uygulanan özel kapalı cerrahi yöntemle başarıyla çıkarıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Alanya'da yaşayan Emrah İlhan, uzun yıllardır devam eden göğüs ağrısı, yemek yerken boğazında takılma hissi ve yutma güçlüğü şikâyetleri nedeniyle, sosyal medyada çıkan haberler üzerine muayene olmak için Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı'ndan Dr. Öğr. Üyesi Hilmi Keskin'e başvurdu. Yapılan muayene ve tetkikler sonucunda hastanın yemek borusunda iyi huylu tümör tespit edildi. Endoskopi ile tanısı netleştirilen hastaya, rızası alınarak kapalı yöntemle ameliyat planlandı.<br />
Başarılı geçen operasyonun ardından hastanın kontrolünde açıklamalarda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Hilmi Keskin, "Hastamıza çok az sayıda sağlık tesisinde uygulanan ve hastanemizde ilk kez gerçekleştirdiğimiz teknikle, hastanın sağ tarafından yaklaşık 4 santimetrelik bir kesiyle girerek 13 santimetrelik kitleyi başarıyla çıkardık. Ameliyat sonrasında hastamızın yemek borusunu birkaç gün dinlendirdik ve bu süreçte damardan beslenmesini sağladık. Kapalı ameliyatlar, hastaların ameliyat sonrası dönemlerini daha konforlu geçirmeleri, estetik açıdan avantaj sağlamaları ve hastanede yatış süresini azaltmaları açısından önemli avantajlar sunuyor. İlçemizde bu tarz ameliyatlar daha önce yapılmadığı için hastalar genellikle başka merkezlere gitmek zorunda kalıyordu. Bu durum hasta ve hasta yakınlarını maddi açıdan da zorluyordu. Üniversite hastanemizde bu tür ameliyatları artık başarıyla gerçekleştirebiliyor olmanın gururunu yaşıyoruz" dedi.<br />
Ameliyatın ardından yeniden rahat nefes alabildiğini ve çok mutlu olduğunu ifade eden Emrah İlhan ise, "Yemek yemek gibi temel ihtiyaçlarımı yaparken sorun yaşıyordum. Şimdi ise tekrar yaşadığımı hissetmeye başladım. Sağlığıma kavuştuğum için çok mutluyum. Hocam ve onun nezdinde emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/yemek-borusundaki-13-santimetrelik-kitle-basariyla-cikarildi</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/a-w769799-03.jpg" type="image/jpeg" length="24176"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Turizmin başkenti ağustosta yüzde 95 doluluğa ulaştı]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/turizmin-baskenti-agustosta-yuzde-95-doluluga-ulasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/turizmin-baskenti-agustosta-yuzde-95-doluluga-ulasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya’da 1 Ağustos’ta 103 bin 200 yabancı ziyaretçiyle 2026 yılının günlük giriş rekoru kırılırken, ağustos ayında özellikle nitelikli tesislerde doluluk oranları yüzde 90-95’in üzerine çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>POYD Başkanı Hakan Saatçioğlu, "Temmuzdan itibaren ciddi bir toparlanma görüyoruz. Önemli olan sadece bu yılı kurtarmak değil, 2027 satışlarına girerken ana pazarlarımızdaki rekabet gücümüzü yeniden güçlendirmektir" dedi.<br />
Dünyanın dört bir yanından ziyaretçi ağırlayan, sahip olduğu konaklama kapasitesi ve sunduğu turizm çeşitliliğiyle öne çıkan Antalya’da yılın en yoğun dönemi yaşanıyor. Kent, ocak-temmuz döneminde 8 milyon 359 bin yabancı ziyaretçiyi ağırlarken, 1 Ağustos’ta 103 bin 200 yabancı ziyaretçiyle 2026 yılının günlük giriş rekoruna ulaştı. Ağustos ayında özellikle nitelikli tesislerde doluluk oranları yüzde 90-95’in üzerine çıktı.<br />
Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, Antalya’nın ocak-temmuz dönemindeki yabancı ziyaretçi sayısının geçen yılın aynı döneminin yaklaşık yüzde 7 gerisinde kaldığını, temmuz ayından itibaren ise toparlanma yaşandığını söyledi.<br />
<strong><i>"Yüksek doluluk ilk aylardaki kaybı ortadan kaldırmıyor"</i></strong><br />
Günlük giriş rekoru ve ağustos ayındaki dolulukların turizm sezonundaki hareketliliğin önemli göstergeleri olduğunu belirten Saatçioğlu, "Antalya, ocak-temmuz döneminde 8 milyon 359 bin yabancı ziyaretçiye ulaştı ancak bu rakam geçen yılın yaklaşık yüzde 7 gerisinde. Buna karşılık temmuzdan itibaren ciddi bir toparlanma görüyoruz. 1 Ağustos’ta 103 bin 200 yabancı ziyaretçiyle 2026 yılının günlük giriş rekorunun kırılması da bunun önemli bir göstergesi. Ağustos ayında özellikle nitelikli tesislerde yüzde 90-95’in üzerinde doluluklar görülüyor. Dolayısıyla bugün Antalya’da ‘turist gelmiyor’ demek doğru değil. Ancak rekor bir gün veya yüksek ağustos doluluğu, sezonun ilk aylarında yaşanan kaybı da ortadan kaldırmıyor. Bizim açımızdan asıl mesele artık sadece otelin dolması değil, hangi fiyatla dolduğu ve sezon sonunda ne kadar kârlılık oluşturabildiğidir" dedi.<br />
<i><strong>İngiltere pazarında yüzde 12 gerileme</strong></i><br />
Antalya’nın ana turizm pazarlarındaki gerilemeye değinen Saatçioğlu, yılın ilk 7 ayında Rusya pazarının yaklaşık yüzde 2,4, Almanya’nın yüzde 6, İngiltere’nin ise yüzde 12 geçen yılın gerisinde kaldığını bildirdi. Temmuz ayında Rusya pazarında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 artış yaşandığını aktaran Saatçioğlu, bu verinin toparlanmanın başladığını gösterdiğini ifade etti.<br />
Talepteki gerilemenin birden fazla nedeni bulunduğunu söyleyen Saatçioğlu, "Jeopolitik gelişmeler, Rusya-Ukrayna savaşının devam etmesi, Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler, kaynak pazarlardaki ekonomik belirsizlik ve tatil bütçelerindeki hassasiyet talebi etkiliyor. Döviz kurlarının hala olması gereken seviyede bulunmaması, fiyat politikamızda elimizi kolumuzu bağlıyor. Giderlerimizin Türk lirası olması, enflasyona maruz kalmaya devam etmesi ve döviz kurlarıyla paralel gitmemesi bizim için en büyük sorun" ifadelerini kullandı.<br />
<strong><i>"İlk aylardaki kaybın tamamen kapanacağını söylemek için erken"</i></strong><br />
Ağustos ayının güçlü geçtiğini ve eylül ayına ilişkin rezervasyonların olumlu göründüğünü belirten Saatçioğlu, yıl sonuna doğru geçen yılla aradaki farkın daralmasını beklediklerini kaydetti. Saatçioğlu, "Ancak ilk aylardaki kaybın tamamen kapanacağını bugünden söylemek için erken. Önemli olan sadece bu yılı kurtarmak değil, 2027 satışlarına girerken ana pazarlarımızdaki rekabet gücümüzü yeniden güçlendirmektir" dedi.<br />
<strong><i>"Sektörün asıl problemi maliyet-kur-gelir dengesi"</i></strong><br />
Turist sayısından daha önemli problemin maliyet-kur-gelir dengesi olduğunu vurgulayan Saatçioğlu, personel, gıda, enerji, lojman, servis ve diğer işletme giderlerinin hızla arttığını söyledi. Döviz gelirlerindeki artışın maliyetlerdeki yükselişi aynı oranda karşılamadığını aktaran Saatçioğlu, bu durumun sektörde en fazla konuşulan konular arasında bulunduğunu belirtti. Rezervasyonların son dakikaya kalmasının otellerin gelir yönetimini de zorlaştırdığına dikkati çeken Saatçioğlu, "Otelci önünü daha kısa süre görebiliyor, boş kalan kapasiteyi doldurabilmek için dönemsel kampanya ve indirim baskısıyla karşılaşabiliyor. Bu da doluluğu yükseltirken ortalama oda fiyatını ve kârlılığı aşağı çekebiliyor" diye konuştu.<br />
<i><strong>"Hedefimiz ucuz olmak değil"</strong></i><br />
Antalya’nın fiyat-performans avantajının hâlâ güçlü olduğunu ancak her pazarda "en ucuz destinasyon" olmadığını kabul etmek gerektiğini ifade eden Saatçioğlu, güncel Alman satış verilerinde Antalya’nın bazı Yunan adaları ve Mallorca’dan daha rekabetçi göründüğünü, Mısır’ın ise daha düşük fiyat sunabildiğini söyledi. Türkiye’nin yeniden "ucuz destinasyon" olmaya çalışmasını doğru bulmadığını dile getiren Saatçioğlu, "Hedefimiz ucuz olmak değil, ödediği paranın karşılığında misafire rakiplerimizden daha fazla değer sunmak olmalı" ifadelerini kullandı.<br />
<i><strong>"Mikroplastik destinasyonun geleceğiyle ilgili bir turizm meselesi"</strong></i><br />
Antalya kıyılarında gündeme gelen mikroplastik ve deniz kirliliğiyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Saatçioğlu, konunun şu aşamada kent genelindeki rezervasyon davranışlarını etkileyen yaygın bir turist endişesine dönüştüğüne ilişkin veri bulunmadığını söyledi. Rusya Tur Operatörleri Birliğinin aktardığı bilgilere göre Alanya bölgesinde Rus turistlerden denizin veya otel plajlarının temizliği konusunda tur operatörlerine ulaşan yaygın bir şikâyetin bulunmadığını belirten Saatçioğlu, şöyle konuştu: "Ancak bu, konuyu küçümsememiz gerektiği anlamına kesinlikle gelmiyor. Deniz, Antalya turizminin en önemli sermayelerinden biridir. Dolayısıyla mikroplastik ve deniz kirliliğini yalnızca çevre sorunu değil, doğrudan destinasyonun geleceğiyle ilgili bir turizm meselesi olarak görmeliyiz."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/turizmin-baskenti-agustosta-yuzde-95-doluluga-ulasti</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/a-w769676-04.jpg" type="image/jpeg" length="63137"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[21 yaşında hayata veda etti, organları 7 hayata umut olacak]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/21-yasinda-hayata-veda-etti-organlari-7-hayata-umut-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/21-yasinda-hayata-veda-etti-organlari-7-hayata-umut-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da geçirdiği motosiklet kazasının ardından beyin ölümü gerçekleşen 21 yaşındaki gencin ailesi, genç yaşta kaybettikleri evlatlarının organlarını bağışlama kararı aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Duman'ın kalbi, karaciğeri, 2 böbreği, pankreası ve 2 korneası, organ nakli bekleyen 7 hastaya umut olacak.<br />
Antalya'da motosiklet kazası sonucu ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede beyin ölümü gerçekleşen 21 yaşındaki Baran Duman'ın ailesi, genç yaşta kaybettikleri evlatlarının organlarını bağışladı. Duman'ın bağışlanan kalbi, karaciğeri, 2 böbreği, pankreası ve 2 korneası, organ nakli bekleyen 7 hastaya nakledilecek.<br />
Edinilen bilgiye göre, 3 Ağustos 2026 tarihinde geçirdiği motosiklet kazasının ardından Antalya Şehir Hastanesine kaldırılan Baran Duman, tedavi altına alındı. Yapılan tüm müdahalelere rağmen Duman'ın 12 Ağustos'ta beyin ölümünün gerçekleştiği tespit edildi. Hastanenin Organ ve Doku Nakli Koordinatörlüğü tarafından aileyle yapılan görüşmelerin ardından Duman'ın yakınları, 13 Ağustos'ta organ bağışına onay verdi.<br />
<i><strong>"Başka insanlara umut olmak istediler"</strong></i><br />
Antalya Şehir Hastanesi Organ ve Doku Nakli Koordinatörü Hakkı Ergüden, ailenin insanlık örneği gösterdiğine vurgu yaparak, "3 Ağustos 2026 tarihinde, 21 yaşındaki Baran Duman isimli hastamız motosiklet kazası sonucu hastanemize getirildi. Yapılan tetkiklerin ardından 12 Ağustos'ta beyin ölümünün gerçekleştiği tespit edildi. Aileyle yapılan görüşmeler sonucunda yakınları, 13 Ağustos'ta büyük bir insanlık örneği göstererek Baran'ın organlarının bağışlanmasını kabul etti. Bu durumlar aileler için oldukça zor. En acılı dönemlerinde evlatlarının organlarını bağışlayarak başka insanlara umut olmak istediler. Hastanemiz, organları alacak hastalar ve onların aileleri adına kendilerine teşekkür ediyorum" dedi.<br />
<i><strong>Organları 7 hastaya nakledilecek</strong></i><br />
Organ bağışının önemine dikkati çeken Ergüden, "Ülkemizde her gün organ bekleyen çok sayıda hasta hayatını kaybediyor. Organ bağışı yalnızca beyin ölümü gerçekleşen hastalardan yapılabildiği için bunu çok onurlu bir görev olarak görüyoruz. Baran'ın bağışlanan organları 7 hastaya umut olacak ve onların hayata tutunmasını sağlayacak. Belki de bu hastalar uzun yıllar sağlıklı ve güzel bir hayat yaşayacak. Bizim de en büyük temennimiz bu. Ailenin gösterdiği özveri gerçekten takdire şayan. Bu davranışın diğer ailelere de örnek olmasını ve ülkemizdeki organ bağışı oranının artmasını temenni ediyoruz" ifadelerini kullandı.<br />
<i><strong>"En acılı anınızda karar vermek zorundasınız"</strong></i><br />
Toplumdaki organ bağışı bilincinin artması gerektiğini de belirten Ergüden, sözlerini şöyle sürdürdü: "Toplumumuzun bu konudaki bilincinin ve duyarlılığının artmasını istiyoruz. Herkesin, bir gün kendisinin veya bir yakınının da organ nakline ihtiyaç duyabileceğini düşünerek hareket etmesi gerekiyor. Bu süreçler kolay değil. En yakınınızı kaybediyorsunuz ve en acılı anınızda, çok kısa süre içerisinde böyle bir karar vermek zorunda kalıyorsunuz. Ancak bir gün biz de bu organlara ihtiyaç duyabiliriz. Ülke genelinde organ bağışı oranlarının artmasını ve nakil listelerinde bekleyen hastaların bir an önce sağlığına kavuşmasını temenni ediyoruz. Çünkü onların her biri, gelecek bir telefonla yeniden hayata tutunmanın umudunu taşıyor."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/21-yasinda-hayata-veda-etti-organlari-7-hayata-umut-olacak</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/a-w767292-04.jpg" type="image/jpeg" length="79349"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tatilcilerin denizde kaybettikleri denizin dibinden çıkıyor]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/tatilcilerin-denizde-kaybettikleri-denizin-dibinden-cikiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/tatilcilerin-denizde-kaybettikleri-denizin-dibinden-cikiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da 4 yıl önce hobi amacıyla dalışa başlayan Hüseyin Fırat, tatilcilerin denizde düşürdüğü cep telefonu, lüks marka saat, gözlük ve ziynet eşyası gibi malzemeleri su altından topluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Değerli olan eşyaları satan Fırat, elde ettiği gelirle de sokak hayvanlarının mama ve tedavi masraflarını karşılıyor.<br />
Antalya'da 4 yıldır dalış yapan Hüseyin Fırat, su altından topladığı kişisel ve ziynet eşyaları toplayıp hem denizin dibini temizliyor hem de satışını yaparak gelir elde ediyor. Yaz sezonunda tatilcilerin denize düşürdüğü cep telefonları, gözlük, terlik, saat gibi değerli eşyaları çıkaran Fırat, bu malzemeleri de satıp elde ettiği gelirle sokak hayvanlarının mama ve tedavi masraflarını karşılıyor. Fırat aynı zamanda su altında oturma bankı ve bisiklet gibi eşyalara da rastlıyor.<br />
<strong><i>"Çıkardığım en kıymetli eşya lüks bir saat markasıydı"</i></strong><br />
Dalış sırasında su altından çıkarttığı değerli ziynet eşyaları anlatan Fırat, "Bugüne kadar çıkardığım en kıymetli eşya lüks marka bir saatti. Biz bu eşyayı 3 bin dolara sattık. Çıkardığım eşyaları satıyorum. Kıymetli malzemeler de çıkartıyorum altın, gümüş gibi. Buradan elde ettiğimiz gelirleri de sokak hayvanları için harcıyoruz. Özellikle de evimizin önünde oldukça popülasyon olarak kedi var. Bunların yavruları için yaş mama, yetişkinleri için kuru mama ve veteriner hizmetleri için harcıyoruz" dedi.<br />
<i><strong>"Eşyaları sahibine iade ediyoruz"</strong></i><br />
Çıkarılan ziynet eşyası ve telefonların öncelikli olarak sahiplerine teslim edildiğini vurgulayan Fırat, "Çıkarttığım telefonlardan sahibine ulaştırdığım çok oldu. Hatta sırf buna özel paylaştığım videolarda oldu. Alyans bulduğumuzda oldu. Vatandaş bize ulaşıyor. Bize şurada alyansımı düşürdüm biz de dedektörle gidip alyansı bulup sahibine iade ediyoruz" şeklinde konuştu.<br />
<strong><i>"Gelirleri sokak hayvanları için harcıyoruz"</i></strong><br />
Fırat, denizden çıkarılan değerli eşyaların satışından elde edilen geliri sokak canlarına aktardığını dile getirerek, "Dönüş yapan çok oluyor. Özellikle değerli bir eşya ise sahipleniyor. Biz burada şuna bakıyoruz. Sahip olduğunu bir şekilde ispat edebiliyorsa tabii ki kendisine iade ediyoruz. Fakat sahibi olduğunu ispat edemiyorsa medeni kanuna göre o bizimdir. Biz de onu satıp sokak hayvanları için harcıyoruz" dedi.<br />
<strong><i>"Son 2 haftadır mikroplastik atıkları çok arttı"</i></strong><br />
Denizdeki kirlilik konusuna değinen Fırat, dalışları esnasında aynı zamanda deniz temizliği de yaptığını söyledi. Son 2 haftadır mikroplastik atıkların çok arttığını da aktaran Fırat, "Denizde ciddi bir kirlilik var. Bundan önce de kirliliğimiz yüksek orandaydı. Deniz kenarında genellikle alkol tüketen insanlar tükettikleri alkol şişelerini denize atıyorlar genelde. Ben de düzenli olarak topluyorum" ifadelerini kullandı.<br />
<i><strong>"Arapça ve İbranice yazılı büyüler çıkıyor"</strong></i><br />
Su altından çıkarılan malzemeler arasında büyü gibi objelerin de bulunduğunu ifade eden Hüseyin Fırat, şunları söyledi:<br />
"İnsanların bilerek denize attığı veya kazara düşürdüğü eşyaları topluyorum. Su altında yaz dönemi geldiği için ağırlıklı olarak sup yapan sporcuların eşyalarını topluyoruz. Sup yaparken düşürülen telefonları çıkartıyorum. Özellikle büyü malzemeleri yıllardır çıkartıyorum. Fotoğraflı büyü malzemeleri, değişik İbranice veya Arapça yazılı tam olarak bilmediğim değişik yazılarda büyüler çıkartıyorum. İnsanların kişisel eşyaları çıkıyor. Terlik ,deniz gözlüğü, maske bunlar çok çıkıyor. Bu arada değişik bir durum inşaat malzemeleri çıkıyor. Pense, çekiç, keser gibi. Bunlar da muhtemelen denize sıfır olan otellerin tadilat zamanında düşürdüğü malzemeler."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/tatilcilerin-denizde-kaybettikleri-denizin-dibinden-cikiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/a-w765928-02.jpg" type="image/jpeg" length="35552"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Antalya Havalimanı'nda yolcu sayısı 19 milyonu aştı]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/antalya-havalimaninda-yolcu-sayisi-19-milyonu-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/antalya-havalimaninda-yolcu-sayisi-19-milyonu-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEVLET Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Uluslararası Antalya Havalimanı temmuz ayında 4,8 milyonu dış hatlar olmak üzere toplam 5,5 milyon yolcu sayısını aştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ocak- temmuz dönemindeki yolcu trafiği ise 19,2 milyon kişi oldu.Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'na bağlı DHMİ Genel Müdürlüğü'nce Uluslararası Antalya Havalimanı, temmuz ayı sonu yolcu ve uçak trafiği ile yük istatistik verileri açıklandı. Temmuz ayında Antalya Havalimanı'nda toplam 5 milyon 555 bin 485 yolcuya hizmet verildi. Temmuz ayındaki 5,5 milyonu aşkın yolcu sayısının 733 bin 437'si iç hat yolculardan, 4 milyon 822 bin 48'i dış hat yolculardan oluştu.</p>

<p><i><strong>UÇAK SAYISI 30 BİNİ AŞTI</strong></i></p>

<p>Temmuz ayında Antalya Havalimanı'na iniş- kalkış yapan uçak trafiği iç hatlarda 4 bin 134, dış hatlarda 26 bin 694 olmak üzere toplamda 30 bin 828'e ulaştı. Yük trafiği ise temmuz ayında toplamda 66 bin 18 ton oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><strong>19,2 MİLYON YOLCU, 113 BİNİ AŞKIN UÇAK</strong></i></p>

<p>DHMİ Genel Müdürlüğü'nün 2026 yılı ocak- temmuz ayları arasındaki 7 aylık toplam süreçteki verilerine göre ise 2026 yılı temmuz ayı sonu itibarıyla bu sene Antalya Havalimanı'nda yolcu trafiği 19 milyon 209 bin 979 kişi olarak gerçekleşti. Bu yıl temmuz sonu itibarıyla Antalya Havalimanı'na iniş- kalkış yapan uçak sayısı 113 bin 664'e olarak gerçekleşti. Kargo, posta ve bagaj şeklinde yük trafiği ise 230 bin 452 ton oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/antalya-havalimaninda-yolcu-sayisi-19-milyonu-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 17:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/adsiz-tasarim-58.png" type="image/jpeg" length="64405"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Elektrik kaynağıyla heykel yapıyor]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/elektrik-kaynagiyla-heykel-yapiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/elektrik-kaynagiyla-heykel-yapiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ANTALYA'da endüstriyel üretimde metalleri birleştirmek için kullanılan E-ark kaynak tekniğini heykel üretiminin merkezine taşıyan sanatçı Seyhan Erdem, "Bu teknik bir punta ile başlıyor, binlerce puntanın bir araya gelmesiyle heykel oluşuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Her bir puntayı bir piksel gibi düşünüyorum, 3D yazıcı mantığıyla parçadan bütüne ilerliyorum" dedi.</p>

<p>Antalya'da yaşayan heykel sanatçısı Seyhan Erdem, endüstriyel üretimde metalleri birleştirmek amacıyla kullanılan E-ark kaynak tekniğini, heykel üretiminin temel yöntemi haline getirdi. Geleneksel döküm tekniklerinden farklı olarak binlerce mikro kaynak puntasını katman katman işleyerek eserlerini oluşturan Erdem, geliştirdiği teknikle metali yeniden şekillendiriyor.</p>

<p><i><strong>ERİYEN METAL HAREKETLERİ İLHAM OLDU</strong></i></p>

<p>Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden 2013 yılında mezun olduğunu belirten Seyhan Erdem, uzun yıllar taş, ahşap, metal ve modelleme teknikleriyle çalıştığını söyledi. Metal malzemeyle çalışırken eriyen metalin hareketlerinin kendisine ilham verdiğini anlatan Erdem, endüstride iki metali birleştirmek için kullanılan E-ark kaynak tekniğini zamanla heykellerinin ana üretim yöntemine dönüştürdüğünü ifade etti.</p>

<p><i><strong>'METALLERİ ERİTEREK HEYKELLER OLUŞTURMAYA BAŞLADIM'</strong></i></p>

<p>Eserlerini geleneksel döküm yöntemi yerine kaynak tekniğiyle oluşturduğunu dile getiren Erdem, "Normal koşullarda E-ark kaynak tekniği metalleri birleştirme tekniği olarak bilinir. Bense bu yöntemi heykellerimin temel pratiğindeki teknik olarak kullanmaya başladım. Böylece bütün metalleri eriterek heykeller oluşturmaya başladım. Bu teknik bir punta ile başlıyor, binlerce puntanın bir araya gelmesiyle oluşuyor. Her bir puntayı bir piksel olarak düşünün. Tıpkı 3D yazıcı gibi mikro düzeyde işliyor, parça parça eklenerek bütüne ulaşıyor" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i><strong>'ATEŞTE RESİM YAPMAK GİBİ'</strong></i></p>

<p>Kaynak tekniğinin yüksek sıcaklık ve sabır gerektirdiğini belirten Erdem, "Metalin 1400 ila 1600 derecede eriyen bir hali var. Bu ısıyı kontrol etmek ve bu sıcaklığa dayanmak gerçekten sabır istiyor. Bu süreç benim için ateşte resim yapmak gibi geliyor" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Heykellerinin ağırlıklı olarak koleksiyonerler ve sanat galerileri tarafından ilgi gördüğünü kaydeden Erdem, "Şu anki hedefim bu teknikle hazırladığım eserlerden oluşan bir sergi açarak çalışmalarımı daha geniş kitlelere ve dünyaya tanıtmak" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/elektrik-kaynagiyla-heykel-yapiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 10:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/adsiz-tasarim-56.png" type="image/jpeg" length="66819"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Film gerçek oldu, isim benzerliğiyle cezaevine girdi]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/film-gercek-oldu-isim-benzerligiyle-cezaevine-girdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/film-gercek-oldu-isim-benzerligiyle-cezaevine-girdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da bir kişi, kesinleşmiş hapis cezası olduğu gerekçesi ile cezaevine gönderildi. Gerçek ise 10 gün sonra ortaya çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İsim benzerliği nedeniyle 10 gün boyunca suçsuz yere cezaevinde kalan vatandaş 'Pardon' denilerek tahliye edildi.<br />
Yönetmenliğini Mert Baykal'ın yaptığı başrollerde ise Ferhan Şensoy, Rasim Öztekin ve Bülent Kayabaş'ın oynadığı 'Pardon' filmi Antalya'da gerçek oldu. Konyaaltı ilçesinde emlak işi ile uğraşan Ali Süslü'nün hayatı polis merkezinden gelen telefonla değişti. 26 Temmuz tarihinde kendisini arayan polis memuru, 'Bir imza işiniz var, polis merkezine gelin' diyerek kendisini davet ettikten sonra Süslü, kısa süre önce geçirdiği ameliyat nedeniyle istirahatte olmasına rağmen polis merkezine gitti. Burada gözaltına alınan Süslü, adliyeye sevk edildi. Süslü'nün neden cezaevine girdiği yönündeki sorusuna 'Bilmiyoruz' karşılığı verilirken, ertesi gün 10 günlük kesinleşmiş hapis cezası olduğu gerekçesiyle Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na gönderildi. Cezaevinde zor günler geçiren ve iki kez hastaneye sevk edilen Süslü, defalarca suçsuz olduğunu ve bir yanlışlık yapıldığını söylemesine rağmen kimseyi inandıramadı. Gerçek ise cezaevindeki 9'uncu günde cezaevi psikoloğu ile yaptığı rutin görüşme sırasında ortaya çıktı. Bilgisayarından kayıtları inceleyen psikolog, tutuklu Ali Süslü ile Adana'da yaşayan ve kendisi ile aynı isimdeki 23 yaşındaki bir şahsın yerine cezaevine girdiğini fark etti. İsimlerinin aynı olmasına rağmen, T.C. kimlik numaralarının ve ikamet adreslerinin farklı olduğu anlaşılan Süslü'ye 'Özür dileriz, bir hata oldu' denildi. Gerçeğin ortaya çıkması ile tahliye olmak isteyen Süslü'ye iddiaya göre 10 günlük cezayı tamamlaması gerektiği söylenerek, ertesi gün tahliye edildi.<br />
<i><strong>Suç duyurusunda bulundu</strong></i><br />
Cezaevine girmesinin ardından hakkındaki iddialar nedeniyle işini de kaybettiğini ve psikolojisi bozulan Süslü, avukatı Abdullah İlkkahraman aracılığıyla ilgililer hakkında 'görevi kötüye kullanma', 'görevi ihmal' ve 'hürriyeti tahdit' suçlarından suç duyurusunda bulundu. Yaşadığı trajikomik durumu anlatan Süslü, "Geçen ayın 26'sında bir polis memuru beni aradı ve 'Bir imzan var, karakola kadar gelebilir misin' dedi. Birkaç gün önce ameliyat olduğum halde karakola gittim. Karakola gittiğimde 'Ali Süslü sen misin. Kimliğini ver' dediler. Suçumun ne olduğunu sorduğumda 'İçeriğini göremiyoruz' dediler. Bilgisayarda benim TC numaramı ve fotoğrafımı gösterdiler, fakat içeriğini göremediklerini söylediler. Beni adliyeye götüreceklerini ve savcıya çıkacağımı söylediler. Adliyeye geldiğimizde ise beni direkt nezarete attılar" dedi.<br />
<i><strong>"'Pardon özür dileriz'" dediler"</strong></i><br />
Nezaretteyken savcıya çıkacağını düşündüğünü söyleyen Süslü, "Pazar günü, ben hala savcı ile görüşeceğimi suçum ne olacağını öğreneceğimi düşünüyorum. O akşam orada kaldıktan sonra ikinci gün gardiyan ve polis arkadaşlara suçum nedir hala bilmiyorum dedim. 'Sen suçunu kendin bilirsin' dediler ve beni L Tipi Kapalı Cezaevi'ne götürdüler. Orada ameliyatlı halde 9 gün kaldım. 9'uncu günde beni psikiyatri çağırdı. Psikolog bana sorular sordu ve 'Suçunu biliyorsun' dedi. Ben de 'Hayır, lütfen siz söyleyin. Suçumun ne olduğunu hala bilmiyorum. Ben de bileyim ki en azından ne yaptığımı öğrenmiş olayım' dedim. Psikolog da bilgisayarı açtığında Ali Süslü evet, isim benimde Ali Süslü, fakat T.C. kimlik numaraları doğru değil, artı adres doğru değil. Ayrıca yapılan suç bana ait değil" ifadelerini kullandı.<br />
Kendisinin hakim ve savcı karşısına çıkmadığını da söyleyen Ali Süslü, "Psikolog bana kayıtları okudu ve ayrıca hakime karşı geldiğimi söyledi. Ben de mahkemeye çıkmadığımı, hiçbir hakim ve savcı ile görüşmediğimi, nasıl karşı gelebileceğimi söyledim. 'Pardon, özür dileriz. Galiba yanlışlık oldu. Bu gerçekten sen değilmişsin. Bu sana ait olan bir suç değil, özür dileriz' dediler. 9 gündür yattığımı ve 1 gün daha olduğunu beni serbest bırakmalarını söylediğimde ise 'Kesinleşmiş cezan var, 10 gün yatacaksın' dediler. Madem ben değilim, nasıl kesinleşmiş cezam oluyor. Beni nasıl tutuyorsunuz. Beni 10 gün sonra hastane nezaretinde tahliye ettiler" şeklinde konuştu.<br />
<strong><i>"Pardon filmi galiba gerçek oldu"</i></strong><br />
Derdini ve masum olduğunu kimseye anlatamadığını söyleyen Süslü, "Geriye iş yerime geldiğimde ben cezaevine girince bazı dedikodular çıkmış. Böyle olunca iş hayatımda bitti. Birilerini dolandırdığım iddiası ile cezaevine girdiğim söylenmiş. Büyük bir maddi zarar yaşadım, sözleşmelerim bozuldu. Psikolojim alt üst oldu, işsiz kaldım. Ben de avukatım aracılığı ile gerekenin yapılmasını istedim. Pardon filmi galiba gerçek oldu. O da benim başıma geldi. Allah'a şükür 10 gün ile kurtuldum. Ya 5-6 yıl olsaydı derdimi kime anlatırdım" dedi.<br />
Ali Süslü'nün avukatı Abdullah İlkkahraman ise "Müvekkilim, haksız bir şekilde cezaevinde kaldığını öğrendik. Müvekkilimi arayan kolluk görevlileri imzası olduğunu belirtmesi üzerine Ali Süslü hasta ve ameliyatlı olmasına rağmen polis merkezine gittiğinde olayın içeriğinin bilinmediği, cumhuriyet savcılığına gidildiğinde öğrenileceği söylenmesi sonrasında, ilk önce Antalya Adliyesi'ne götürülerek nezarethaneye konuldu. Nezarette cumhuriyet savcısına çıkmayı beklerken kendisine gelen görevlilerden cezaevine gideceğini öğrenmesi üzerine onlara da herhangi bir mahkemesi olmadığını ve yanlışlık olabileceğini söylemesine rağmen cezaevine müvekkilim teslim edildi" şeklinde konuştu.<br />
<i><strong>"Psikolog 9'uncu gün fark etmiş"</strong></i><br />
Avukat İlkkahraman, "Haksız bir şekilde cezaevinde bulunduğu süreçte 9'uncu gün psikoloğa çıkmış, ona da aynı durumu ilettiğinde psikoloğun evrakları kontrol etmesi sonucu TC Kimlik numarasının farklı olduğu ve haksız bir şekilde tutulduğu anlaşılmıştır. Buna rağmen müvekkilim 1 gün daha ceza tamamlatılarak cezaevinde tutulmuştur. Müvekkilim cezaevinde bulunduğu süreçte işleri bozulmuş, 2 sefer acil servise kaldırılmıştır. Ameliyatlı olan müvekkilim maddi ve manevi anlamda yaşanan hukuki yanılgıdan ve ilgili görevlilerin hatalı işlemlerinden dolayı cezaevinde yatması nedeniyle tüm idari ve hukuki işlemleri başlattık. Pardon filmi gerçek olmuştur. Bunun bir daha gerçek olmaması için biz de hukuki mücadelemizi devam ettirmekteyiz" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/film-gercek-oldu-isim-benzerligiyle-cezaevine-girdi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/a-w764667-06.jpg" type="image/jpeg" length="88551"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzaklaştırma kararını ihlal edip eşyaları götüren eşe tazminat cezası]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/uzaklastirma-kararini-ihlal-edip-esyalari-goturen-ese-tazminat-cezasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/uzaklastirma-kararini-ihlal-edip-esyalari-goturen-ese-tazminat-cezasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NTALYA’da 3 yıl süren boşanma davası sürecinde M.S.’nin (37) uzaklaştırma kararı aldırdığı eşi A.S. (36), iddiaya göre kararı ihlal ederek eve girip eşyaları ve düğünde takılan altınları kamyonetle götürdü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tarafların boşanmasına karar veren mahkeme, A.S.’nin M.S.’ye tazminat ödemesine ve yaklaşık 300 bin lira değerindeki ziynet eşyalarının bedelini karşılamasına hükmetti.</p>

<p>Konyaaltı ilçesinde yaşayan, 8 yıllık evliliğini yürütemediği gerekçesiyle boşanma davası açan M.S., yaklaşık 3 yıl devam eden yargı sürecinde eşi hakkında uzaklaştırma kararı aldırdı. İddiaya göre A.S., eve nakliyeci çağırarak klima, televizyon, beyaz eşyalar, ziynet eşyaları, halılara kadar tüm eşyaları kamyonete yükleyip götürdü. Eşyaların alındığını gören M.S., eşinden şikayetçi oldu. Yaşananların ardından Antalya'da kalmak istemeyen M.S., kızıyla birlikte Samsun'daki ailesinin yanına taşındı. Devam eden yargı aşamasında mahkeme heyeti tarafların boşanmasına, A.S.’nin M.S.’ye tazminat ve ziynet eşyalar yönünden 300 bin TL ödemesine hükmetti.</p>

<p><i><strong>‘DEĞERLİ EŞYALARIN TAMAMINI GÖTÜRDÜ’</strong></i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>M.S.'nin avukatı Senar Furkan Başak, boşanma sürecinde müvekkilinin büyük mağduriyet yaşadığını belirterek, “Boşanma davasını açtıktan sonra müvekkilimiz adına mahkemeden uzaklaştırma kararı talep ettik. Uzaklaştırma kararı yürürlükte olduğu sırada davalı erkek, müvekkilimizin bulunmadığı bir zaman diliminde eve girerek, halılar, klimalar, televizyon ve diğer değerli eşyaların tamamını götürdü. Müvekkilimiz, kızıyla birlikte eve döndüğünde büyük şok yaşadı. Çünkü ev yaşanabilir durumda değildi, içeride neredeyse hiçbir eşya bırakılmamıştı. Bu nedenle kızıyla birlikte ailesinin yanına taşınmak zorunda kaldı" dedi.</p>

<p><strong><i>‘ZİYNET EŞYALARI KADININ KİŞİSEL MALIDIR’</i></strong></p>

<p>3 yılın ardından tarafların boşandığını ifade eden Avukat Başak, “Yargılama sonucunda mahkeme müvekkilimizi haklı bularak tazminat taleplerimizi kabul etti. Düğünde müvekkilimize takılan altınlara davalı erkek el koymuş, bunları iade etmemişti. Oysa yerleşik yargı kararlarına göre düğünde kadına takılan ziynet eşyaları kadının kişisel malıdır ve iade edilmesi gerekir. Bu nedenle ziynet eşyalarının bedelinin tahsili için dava açtık. Ziynet alacağı yönünden talebimiz yaklaşık 600 bin TL seviyesindeydi. Mahkeme müvekkilimiz lehine 300 bin TL ziynet alacağı ödenmesine hükmetti. Karşı taraf bu kararı istinafa taşıdı. Hukuki süreç istinaf aşamasında devam ediyor" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/uzaklastirma-kararini-ihlal-edip-esyalari-goturen-ese-tazminat-cezasi</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/08/u-z-a-k-l-a-s-t-i-r-m-a-k-a-r-a-r-i-n-i-i-h-l-a-l-e-d-i-p-e-s-y-a-l-a-r-1445165-429838.jpg" type="image/jpeg" length="34124"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[4 yıldır mücadele ettiği nadir damar hastalığı, AÜ Hastanesi'nde tedavi edildi]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/8-yasindaki-akhmarcan-akdeniz-universitesinde-sagligina-kavustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/8-yasindaki-akhmarcan-akdeniz-universitesinde-sagligina-kavustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kırgızistan'da yaşayan 8 yaşındaki Akhmarcan Nursultanova, 4 yaşından bu yana mücadele ettiği ve erkek kardeşini de kaybettiği pulmoner arteriovenöz malformasyon hastalığından Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde gerçekleştirilen başarılı girişimsel tedaviyle kurtuldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlığına kavuşan küçük Akhmarcan, ülkesine döndüğünde yaşıtları gibi koşup oynamayı, büyüdüğünde ise doktor olmayı hayal ediyor.<br />
Kırgızistan'da 4 yaşından bu yana pulmoner arteriovenöz malformasyon hastalığı ile mücadele eden 8 yaşındaki Akhmarcan Nursultanova, erkek kardeşini de aynı hastalıktan kaybetti. Küçük kız, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde gerçekleştirilen başarılı tedaviyle sağlığına kavuştu. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fırat Kardelen ve ekibi tarafından gerçekleştirilen operasyonla küçük kızın akciğerinde kısa devre oluşturan anormal damar yapıları anjiyografi yöntemiyle kapatıldı. Başarılı operasyonun ardından sağlık durumu düzelen Akhmarcan'ın oksijen seviyeleri normale yaklaşırken, küçük kızın en büyük hayali ülkesine döndüğünde arkadaşlarıyla özgürce koşup oynayabilmek.<br />
<strong><i>Çok ender görülen bir vaka</i></strong><br />
Prof. Dr. Kardelen, pulmoner arteriovenöz malformasyonun oldukça nadir görülen doğumsal bir damar hastalığı olduğunu belirterek, hastalığın akciğerlerde oksijenlenmesi gereken kanın anormal damar bağlantıları nedeniyle temizlenmeden yeniden dolaşıma katılmasına yol açtığını söyledi. Prof. Dr. Kardelen, "Vakamız çok ender görülen bir hasta. Doğumsal kalp hastalıklarını yüzde 1 oranında biz görüyoruz. Bu, onların arasında çok çok nadir olarak gördüğümüz bir doğumsal kalp hastalığı. Daha çok bizim karşılaştığımız kalp delikleri, kapak problemleridir ama bu hastamızda çok özel bir şekilde akciğere giden damar yatağında bir yumak şeklinde bir oluşum var. Sağ alt kısmında akciğere giden kirli kan ya da az oksijenli olan kan, akciğerlerde temizlenmek üzere giderken bir kısa yolla geriye dönüyor ve kalbin sol tarafına ulaşıyor. Oradan da sistemik dolaşım dediğimiz dolaşıma geçtiğinde çocuğun oksijen düzeylerinde düşmeye neden oluyor. Normalde 70 satürasyonla akciğerlere giden kan, 95-100 satürasyonla gelip vücuda o şekilde gitmesi gerekirken, o 70 satürasyonlu kan kısa bir devreyle tekrar sol taraftan kalbin içinden vücuda geçtiği için hastamızda düşük oksijen düzeyi ile karşılaşıyoruz. Yaklaşık 3 yıldır hastamız bu şekilde dolaşıyordu. İlk tetkiklerimizi yaptıktan sonra tomografi çekerek radyoloji bölümünün desteğiyle hastamıza tanı koyduk. Daha sonrasında da anjiyografi yaparak hastanın o anormal damar yatağında kısa döngü yapan damar yatağını özel 'tıkaç' dediğimiz bir sistemle tıkayarak sağlığına kavuşturmayı amaçladık ve çok güzel, başarılı bir işlem oldu" dedi.<br />
<strong><i>"5 tane cihaz koyarak ancak o anormal damar yatağını kapatmayı başarabildik"</i></strong><br />
Hastaya 5 cihaz koyarak anormal damar yatağını kapattıklarını belirten Prof. Dr. Kardelen, "Bu hastalarda bazen birden fazla damar yatağında problemle karşılaşıyoruz. Bu hastamızda 5 tane cihaz koyarak ancak o anormal damar yatağını kapatmayı başarabildik. İlerisi için de takibe devam edeceğiz. Bazı hastalarımızda yeniden bu damar oluşumları tekrar devam edip, ileride de sorun oluşturabiliyor. O nedenle takiplerine devam edip, ilerideki kontrollerine göre belki daha fazla girişim de gerekebilen özel bir durum bu. Tedavi edilmezse zaten hastamızda daha önce de karşılaştığı bir problem var, az oksijenli kan vücuda gittiği gibi pıhtılaşmaya yatkınlık olabildiği için beyne, tüm vücuda pıhtı atma ihtimali var. Bu problem nedeniyle beyinde apse dediğimiz özel enfeksiyonların olma ihtimali var. Diğer yandan hemoglobin düzeyi, hastamızın kan düzeyi çok yüksekti. Az oksijenli olduğu için kan düzeyini artırması gerekiyor. Buna bağlı problemler olabiliyor, diğer organlarda problemler olabiliyor" diye konuştu.<br />
Hastanın özel bir durumu olduğuna da değinen Prof. Dr. Kardelen, "Bir de hastamızın özel bir durumu var. Genellikle bu problem genetik özelliği olan bir durum ama hastamızda genetik bir özellik şu ana kadar tespit edemedik. İkincil nedenler olabiliyor. Hastamızda çok daha nadir olan, nedenini bilmediğimiz, kendiliğinden bu damar yatağının anormal bir çoğalması şeklinde bir durum söz konusu. Tedavi edilmezse de ileride çok daha ağır komplikasyonlarla maalesef olumsuz sonuçlar yaşayabilir. Bu işi bir ekip olarak yürütüyoruz. Tüm ekip arkadaşlarıma da ben teşekkür ediyorum. Anesteziyolojideki arkadaşlar, girişimsel radyolojideki arkadaşlar ve kendi ekibimdeki tüm arkadaşlarla birlikte bu işlemi gerçekleştirdik. Hepsine teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.<br />
<i><strong>Haziran ayında felç geçirmiş</strong></i><br />
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Filiz Ekici, "Aslında öyküsü oldukça dramatikti. Haziran ayı içerisinde bir felç olayı geçirmişti ve bu durum tabii ki yapısal damarsal anomalisiyle de yakın ilişkiliydi. Bizim ilk gördüğümüzde belirgin morarması, çomak parmak dediğimiz bayağı dramatik bir kalp hastalığını zaten bize telkin ediyordu. Ekosu normal olmasına rağmen tabii ileri testler gerekiyor. BT anjiyo ile bu pulmoner arteriyovenöz malformasyon teşhisi teyit edildi. Bu anomali çok nadir, ben meslek hayatımda 10 yılda bir falan görebildiğim nadir bir durum. Hastamız çok şükür uygulanan tedavilerle, yapılan anjiyoda kapatma işlemiyle güzel bir sonuç elde ettik. Takiplerine de mutlaka devam edeceğiz. Bundan sonra da bir süre daha antibiyotik ve ağızdan bazı ilaçlar kullanması gerekecek ve düzenli kontrollere gelecek. Çok şükür sağlığına kavuştuğunu söyleyebiliriz. Teşhis konmadığında da Allah korusun kötü sonuçlar olabilecek, sekel, özür, sakatlık bırakabilecek ciddi bir damarsal sorun. Tedavisi de hasta için en zararsız, en rahatsız etmeyen, cerrahi olmayan bir işlem olan anjiyografi ile öncelikle yürütülüyor" diye konuştu.<br />
<i><strong>"Hastamız bize geldiğinde kandaki oksijen düzeyi yüzde 70'ti"</strong></i><br />
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlker Aycan ise, "Hastamız bize geldiğinde kandaki oksijen düzeyi yüzde 70'ti. Bu normalde hayatla uyuşmayan bir durum. Normal bir insanda bu değerleri görsek hayatını kaybedebileceği, hatta ciddi beyin hasarı olabilecek bir durum. Anestezi açısından en önemli risk, bu hastanın geliştirdiği toleransı bozmamak, ona yönelik ilaçlar uygulamak. En ufak bir değişiklikte hastada kan basıncı düşmesi, bu dediğimiz hipoksik durumun daha da kötüleşmesi ve hayat kaybı riski olabilecek bir anestezi yöntemi uygulamamamız gerekiyordu. Bunun için biz bu hastaya uygun anestezi yöntemi seçerek, kan basıncı değerlerini koruduk. En ufak bir pıhtı oluşumunu, hava kabarcığının beyne gitmesini önlememiz gerekiyor. Bunun için hastayı çok yakından takip ettik ve başarılı bir şekilde işlemi gerçekleştirdik" şeklinde konuştu.<br />
<strong><i>Kardeşini de bu hastalıktan kaybetti</i></strong><br />
Akhmarcan Nursultanova'nın Antalya'da yaşayan akrabası Venera Ateş, "4 yaşından bu yana sorun yaşıyormuş. Ondan buraya davet ettik, sağ olsunlar sorunu buldular. Umutları olmadan gelmişlerdi. Bir umut olarak burayı görmek istedik. 4 yaşından bugüne kadar çok sorun yaşamış, felç bile geçirmiş. Küçük kardeşini bu hastalıktan dolayı kaybettiler ameliyat esnasında. O yüzden çok korkuyla gelmişlerdi. Şu anda sağ olsun doktorlarımızdan Allah razı olsun, gerçekten de çok iyi, başarılı doktorlarımız var Akdeniz Üniversitesi'nde. Yardımcı oldular. Kırgızistan'a gittiğinde koşup oynamak, doktor olmak istiyor" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/8-yasindaki-akhmarcan-akdeniz-universitesinde-sagligina-kavustu</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/07/a-w757384-03.jpg" type="image/jpeg" length="45139"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Finike’de 50 yapay resif denize indirildi]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/finikede-50-yapay-resif-denize-indirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/finikede-50-yapay-resif-denize-indirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ANTALYA Mavi Akdeniz İnisiyatifi çalışmaları kapsamında Finike Belediyesi koordinesinde üretilen 50 yapay resif, Finike Balıkçı Barınağı açıklarında denize indirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Düzenlenen programa Antalya Valisi Hulusi Şahin, Finike Kaymakamı Mehmet Soylu, Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi, Kumluca Belediye Başkanı Mesut Avcıoğlu, Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Lokman Atasoy, İl Tarım ve Orman Müdürü Şakir Fırat Erkal, kurum ve kuruluş yetkilileri ile vatandaşlar katıldı.</p>

<p><i><strong>COP31 ANTALYA İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSAT</strong></i></p>

<p>Basın mensuplarına yaptığı açıklamada Yapay Resif Projesi'nin çevre duyarlılığı, sürdürülebilir kalkınma, turizm ve balıkçılık açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Vali Hulusi Şahin, Antalya'nın kasım ayında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi'ne (COP31) ev sahipliği yapacağını hatırlatarak, zirvenin önemli bir fırsat sunduğunu belirtti.</p>

<p>Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek amacıyla 2026 yılı başında Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Projesi'ni hayata geçirdiklerini belirten Vali Şahin, "Yılbaşından önce de şehrimizde çevreye yönelik çalışmalar yürütülüyor, kurumlarımız önemli faaliyetler gerçekleştiriyordu. Ancak biz bunları tek bir inisiyatif çatısı altında toplayarak koordinasyon içinde, COP31 sürecine hazırlık kapsamında daha da hızlandırmak istedik. Yılbaşından bu yana yoğun bir çalışma yürütüyoruz. İnisiyatifimizin tüm paydaşları büyük bir özveriyle çalışıyor" dedi.</p>

<p><i><strong>EKOSİSTEMİ YENİDEN İHYA ETMEK BİZLERE DÜŞÜYOR</strong></i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>COP31'in bu anlamda bir milat olduğuna dikkati çeken Vali Şahin, "Artık bu anlayışı yerleştirmenin zamanı geldi. Bu doğrultuda yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Dün Serbest Bölgemizde çöp kapanları hizmete alındı. Diğer yat limanlarımız, marinalarımız ve balıkçı barınaklarımızda da benzer çalışmalar devam ediyor. Hem denizin yüzeyindeki ve dibindeki atıkların temizlenmesi hem de denizin kirletilmesinin önlenmesine yönelik çalışmalarımız sürüyor. Denizimize ulaşan akarsulara çöp tutucu bariyerler kurulmasına ilişkin hazırlıklarımız devam ediyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong><i>BU ÇABALARI HEP BİRLİKTE DEVAM ETTİRELİM</i></strong></p>

<p>Deniz altındaki yaşamın önemli ölçüde zarar gördüğüne dikkati çeken Vali Şahin, "Ancak bu ekosistemi yeniden inşa ve ihya etmek, ona en büyük zararı veren biz insanlara düşüyor. Artık doğanın düşmanı olmayı bırakıp onun destekçisi olmanın zamanı çoktan geldi. Tüketimi, yalnızca kazanmayı ve başarıyı paraya endeksleyen anlayışı terk etmeliyiz. Başarının; yaşatarak, paylaşarak ve ekosistemin bir parçası olarak da elde edilebileceğini göstermemiz gerekiyor. Bugün 8 milyar insan olarak dünyanın taşıma kapasitesini aşmış durumdayız" sözlerini kaydetti.</p>

<p><i><strong>DENİZLERİN TEMİZLİĞİ İÇİN PROJELER</strong></i></p>

<p>Deniz yaşamını yeniden canlandırmak amacıyla Finike Belediyesi ve Antalya Büyükşehir Belediyesinin yürüttüğü yapay resif projelerinin yanı sıra Deniz Yaşamını Koruma Derneği'yle de ortak çalışmalar gerçekleştirdiklerini belirten Vali Şahin, "Kemer Üçadalar bölgesinde deniz çayırlarının yeniden ekilmesi için çalışmalar yürütülüyor. Aynı bölgede Tarım İşletmeleri Enstitümüz de önemli projeler üzerinde çalışıyor. Denizimizi korumak ve çocuklarımıza daha yaşanabilir bir gelecek bırakmak için elimizden gelen tüm gayreti gösteriyoruz. Bu süreçte emeği geçen, mücadele eden ve katkı sunan herkesi gönülden tebrik ediyorum. Bu çabaları hep birlikte devam ettirelim, çocuklarımıza anlatalım ve doğayla dost bir yaşamın yolunu bulalım" açıklamalarında bulundu.</p>

<p>Program kapsamında yapay resifler; Vali Şahin ve protokol üyelerinin katılımıyla Finike Balıkçı Barınağı açıklarında denize indirildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/finikede-50-yapay-resif-denize-indirildi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/07/2807-a-n74.jpg" type="image/jpeg" length="53407"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[12 ay ömür biçilen İngiliz hasta Türkiye'de ameliyat olacak]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/12-ay-omur-bicilen-ingiliz-hasta-turkiyede-ameliyat-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/12-ay-omur-bicilen-ingiliz-hasta-turkiyede-ameliyat-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere'de yaşayan 58 yaşındaki Stuart Reginald Windsor, tatil amacıyla geldiği Türkiye'de göğüs ağrısı şikayetiyle başvurduğu hastanede ileri kalp yetmezliği ve hayati risk taşıyan koroner damar hastalığı teşhisi aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Doktorların 12 ay ömür biçtiği Windsor, İngiltere'de 3 ay sonra olacak randevusunu beklemeyip Antalya'da yüksek riskli bir ameliyatla sağlığına kavuştu.<br />
Manchester kentinde yaşayan ve evli, üç çocuk ve altı torun sahibi olan Stuart Reginald Windsor, uzun süre farkında olmadan birkaç kez kalp krizi geçirdi. Son olarak nefes darlığı ve göğsünde ağrı şikayetiyle bir hastaneye başvuran Windsor, ileri kalp yetmezliği ile iki koroner damarında ciddi tıkanıklık, üçüncü damarda ise darlık tespit edildi. Windsor, bunun üzerine daha önce bacağı ve dişi için tedavi gördüğü Memorial Antalya Hastanesi'ne başvurdu.<br />
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cemal Kemaloğlu tarafından kontrolleri yapılan Windsor için acil ameliyat kararı alındı. Kalp kasılma oranı yüzde 24-25 bandına kadar düşen Windsor, kritik ama başarılı bir operasyon geçirerek sağlığına kavuştu.<br />
Türkiye'ye gezi amacıyla geldiğini anlatan Windsor, göğsündeki ağrıların dayanılmaz hale gelmesi üzerine hastaneye başvurduğunu söyledi.<br />
<i><strong>"En fazla 12 ay yaşarsın"</strong></i><br />
Windsor, yapılan tetkiklerin ardından aldığı teşhisin kendisini derinden etkilediğini belirterek, "Doktorlar bana sadece bir arter damarımın açık kaldığını ve bu durumun çok ciddi olduğunu söylediler. Ben şok oldum. Bana 12 ay yaşayabilirsin dediler. İngiltere'de bir sonraki randevuya 3 ayım vardı. Eşim de yanımdaydı. İkimiz de büyük bir şok yaşadık" ifadelerini kullandı.<br />
10 Haziran'da kendisine durumunun ciddiyetinin anlatıldığını ve aynı gün anjiyo yapıldığını aktaran Windsor, "Detayları öğrenmek istemedim. Bana bunun büyük bir operasyon olduğu söylendi ve çok korktum. İngiltere'de bir söz vardır; 'Ne kadar az bilirsen o kadar iyidir.' Ben de sadece ameliyatın başarılı geçmesine odaklandım" dedi.<br />
Ameliyat sonrasında sağlık durumunun belirgin şekilde düzeldiğini dile getiren Windsor, "Bulutların üstündeydim. Kalbimin kan pompalamasında yaşanan sorun düzeldi, değerlerim iyileşti. Çok mutluyum ve geleceğe umutla bakıyorum. İnşallah daha da iyi olacağım" diye konuştu.<br />
Yaşadığı sürecin ardından yaşam alışkanlıklarını değiştirdiğini vurgulayan Windsor, "Hastaneye geldiğim gün sigarayı bırakma kararı aldım. Artık sigara ve alkol yok. Daha uzun yaşayabilmek için daha sağlıklı beslenmeye ve yaşam tarzımı değiştirmeye çalışıyorum" ifadelerini kullandı.<br />
Daha önce de trafik kazası sonrası şu an ameliyat olduğu hastanede dizine metal implant takıldığını ve diş tedavisi gördüğünü anlatan Windsor, "Türk doktorlarına güveniyorum. Daha önce de bunu tecrübe ettim" dedi.<br />
<i><strong>"Cerrahi dışında pek şansı yoktu"</strong></i><br />
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cemal Kemaloğlu ise hastanın kendilerine eforla çabuk yorulma, nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle başvurduğunu söyledi.<br />
Yapılan tetkiklerde ileri kalp yetmezliği, her iki kalp kapağında ciddi yetmezlik ve üç koroner damardan ikisinin tamamen tıkalı, birinin ise kritik düzeyde daralmış olduğunun tespit edildiğini belirten Kemaloğlu, kalbin pompalama gücünü gösteren ejeksiyon fraksiyonunun da yüzde 24-25 seviyesinde bulunduğunu kaydetti.<br />
Bu seviyedeki hastalarda ameliyat riskinin oldukça yüksek olduğuna dikkati çeken Kemaloğlu, "Cerrahi dışında da pek bir şansı yoktu. Çünkü ciddi nefes darlığı ve göğüs ağrıları vardı. Kendisine ameliyatın yüksek riskli olduğunu ancak yapılması gerektiğini anlattık. O da bu riski kabul etti" dedi.<br />
Kemaloğlu, ameliyat kapsamında her iki kalp kapağının onarıldığını ve üç koroner damara baypas yapıldığını belirterek, hastanın bir aylık kontrolünde olumlu sonuçlar elde edildiğini söyledi.<br />
Hastanın kalp kasılma gücünün yüzde 25 seviyesinden yüzde 30'a yükseldiğini aktaran Kemaloğlu, "Şu anda aktif olarak yüzebilen, bisiklete binebilen bir hasta haline geldi. Sonuçtan oldukça memnunuz" ifadelerini kullandı.<br />
<strong><i>"Genetik yatkınlık ve sigara önemli risk faktörleri"</i></strong><br />
Kemaloğlu, hastalığın gelişiminde genetik yatkınlığın önemli rol oynadığını belirterek, yüksek tansiyon, diyabet ve sigaranın da riski artırdığını söyledi.<br />
Hastanın daha önce geçirdiği kalp krizlerinin farkında olmadığını ifade eden Kemaloğlu, kalp yetmezliği geliştikten sonra şikayetlerin ortaya çıktığını belirtti.<br />
Sigaranın bırakılması ve düzenli ilaç kullanımının yaşam süresini uzattığını vurgulayan Kemaloğlu, hastanın tedavi sürecinde hekim-hasta güven ilişkisinin önemli katkı sağladığını dile getirdi.<br />
Kemaloğlu, "Başından beri aramızda güçlü bir güven oluştu. Kendi ülkesinde randevu almak için uzun süre beklediğini ve ameliyat olamayacağını söyledi. Bizim cesur yaklaşımımız onun da hoşuna gitti. Kendisi de cesur bir hastaydı ve bu riski aldı. Bugün geldiğimiz noktada elde ettiğimiz sonuçtan memnunuz" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/12-ay-omur-bicilen-ingiliz-hasta-turkiyede-ameliyat-olacak</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/07/adsiz-tasarim-45.png" type="image/jpeg" length="35608"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Manavgat'ta caretta caretta yavrularına koruma nöbeti]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/manavgatta-caretta-caretta-yavrularina-koruma-nobeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/manavgatta-caretta-caretta-yavrularina-koruma-nobeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'nın Manavgat ilçesinde kuluçka dönemini tamamlayan Caretta caretta yavrularının denize ulaşma süreci başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sorgun sahilinde bulunan 400'ün üzerindeki yuvadan 20 binin üzerinde yavrunun önümüzdeki haftalarda denizle buluşması beklenirken, DEKAFOK ekipleri ile Jandarma gece boyunca sahilde koruma nöbeti tutuyor.<br />
Manavgat'ın yaklaşık 10 kilometre uzunluğundaki Sorgun sahilinde her yıl olduğu gibi bu yıl da Caretta carettaların kuluçka dönemi tamamlandı. Yuvadan çıkmaya başlayan yavruların denize güvenli şekilde ulaşabilmesi amacıyla Deniz Kaplumbağaları, Akdeniz Fokları, Kum Zambakları ve Kıyı Koruma Derneği (DEKAFOK) ekipleri Sorgun ve Side sahillerindeki devriyelerini artırdı. Ekipler, gece boyunca yaptıkları gözlem ve koruma çalışmalarıyla yavruların yönlerini kaybetmeden denize ulaşmaları için görev yapıyor.<br />
Yavruların yaşam mücadelesine Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı Merkez Jandarma Karakolu ekipleri de destek veriyor. Jandarma ekipleri, özellikle gece saatlerinde sahillerde güvenlik önlemlerini artırarak hem yuvaların korunmasına hem de yavruların güvenli şekilde denize ulaşmasına katkı sağlıyor.<br />
<strong><i>"20 binin üzerinde yavrunun denize ulaşmasını bekliyoruz"</i></strong><br />
DEKAFOK Başkanı Seher Akyol, Sorgun sahilinde bu sezon 400'ün üzerinde Caretta caretta yuvası tespit edildiğini belirterek, bu yuvalardan 20 binin üzerinde yavrunun denize ulaşmasının beklendiğini söyledi. Yavru çıkışlarının başlamasıyla birlikte koruma çalışmalarını yoğunlaştırdıklarını ifade eden Akyol, bu sürecin başarıyla tamamlanabilmesi için vatandaşların ve turizm işletmelerinin duyarlılığının büyük önem taşıdığını dile getirdi.<br />
Akyol, sahillerde ateş yakılmaması, çöplerin kumsalda bırakılmaması, havai fişek kullanılmaması ve ışık kirliliğine neden olan uygulamalardan kaçınılması gerektiğini belirterek, "Yavrular denize ulaşırken en büyük tehlikelerden biri yapay ışıklar oluyor. Bu nedenle herkesin biraz daha dikkatli davranması gerekiyor. Şu ana kadar destek veren Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığına, Manavgat Belediyesine, turizm işletmelerine ve tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Eylül ayı sonuna kadar aynı duyarlılığın devam etmesini bekliyoruz" dedi.<br />
Her yıl binlerce Caretta caretta yavrusunun yaşam yolculuğuna başladığı Manavgat sahillerinde koruma çalışmalarının Eylül ayı sonuna kadar aralıksız devam edeceği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/manavgatta-caretta-caretta-yavrularina-koruma-nobeti</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/07/a-w751764-01.jpg" type="image/jpeg" length="84452"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Atlantik kökenli inek burunlu vatoz Akdeniz'de ilk kez görüntülendi]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/atlantik-kokenli-inek-burunlu-vatoz-akdenizde-ilk-kez-goruntulendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/atlantik-kokenli-inek-burunlu-vatoz-akdenizde-ilk-kez-goruntulendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğal yaşam alanı Batı Atlantik olan inek burunlu vatoz, Akdeniz'de ilk kez Antalya'nın Kemer ilçesi açıklarındaki Üç Adalar bölgesinde görüntülendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilimsel adı "Rhinoptera bonasus" olan türün görüntülerini inceleyen Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, tespitin bilim dünyasına duyurulacağını belirterek, "Sadece Türkiye'de değil, Akdeniz'de ilk defa tespit ediliyor. Bilim dünyasına duyuracağız" dedi.<br />
Antalya'nın Kemer ilçesinde, su altı canlı çeşitliliğiyle dikkati çeken Üç Adalar bölgesi, Akdeniz açısından önemli bir tür tespitine sahne oldu. Bölgede faaliyet gösteren bir dalış okulunda görevli eğitmen tarafından çekilen görüntülerde, Batı Atlantik kökenli inek burunlu vatoz görüldü. Görüntülerin ulaştırıldığı Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, yaptığı incelemede canlının bilimsel adı "Rhinoptera bonasus" olan inek burunlu vatoz olduğunu belirledi.<br />
Türün Akdeniz'de daha önce kayıt altına alınmadığını belirten Prof. Dr. Gökoğlu, Üç Adalar'da gerçekleştirilen görüntülemenin Akdeniz açısından ilk tespit olma özelliği taşıdığını söyledi. Gökoğlu, türün doğal dağılım alanının ağırlıklı olarak Batı Atlantik olduğunu, Amerika Birleşik Devletleri, Meksika ve Arjantin kıyılarında görüldüğünü ifade etti.<br />
<i><strong>"Akdeniz'de ilk defa tespit ediliyor"</strong></i><br />
İnek burunlu vatozun Akdeniz'de bulunan aynı familyaya ait yerli türden bazı özellikleriyle ayrıldığını anlatan Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, "Genel olarak inek burunlu vatoz şeklinde adlandırdığımız bir tür. Bu familyanın Akdeniz'de yerli bir türü bulunuyor. Ancak yeni tespit edilen bu tür daha çok Batı Atlantik'te; Amerika, Arjantin ve Meksika kıyılarında görülüyor. Bizim diğer türümüzden biraz farklı. Vücut yüzeyi kahverengi ve kadifemsi bir renge sahip. Bir dalış okulunda çalışan eğitmen bunun videosunu Üç Adalar bölgesinde çekmiş. Bu tür Akdeniz'de ilk defa tespit ediliyor. Biz de bu tespiti bilim camiasına duyuracağız" dedi.<br />
Türün yalnızca Türkiye kıyılarında değil, Akdeniz'in tamamında ilk kez kayıtlara geçtiğinin altını çizen Gökoğlu, "Daha önce Türkiye'nin farklı bir bölgesinde görülmedi. Sadece Türkiye'de değil, Akdeniz'de ilk defa görüntüleniyor. Dolayısıyla Antalya Körfezi'nde de ilk defa tespit edilmiş oluyor. Türün dağılım alanı daha çok Batı Atlantik; Amerika, Meksika ve Arjantin kıyılarıdır" ifadelerini kullandı.<br />
<i><strong>Üç Adalar farklı türlerle dikkat çekiyor</strong></i><br />
Üç Adalar bölgesinde zaman zaman Akdeniz için sıra dışı kabul edilen farklı deniz canlılarıyla karşılaştıklarını dile getiren Gökoğlu, bölgenin su altı canlı çeşitliliği bakımından önem taşıdığına dikkati çekti. Daha önce vahu balığının da aynı bölgede tespit edildiğini hatırlatan Gökoğlu, "Üç Adalar bizi heyecanlandırıyor. Zaman zaman bu bölgede değişik türleri görüyoruz. Daha önce de vahu balığı o bölgede tespit edilmişti. Bu da farklı bir tür olarak karşımıza çıktı" diye konuştu.<br />
Akdeniz'in yerli vatozlarının yakın zamanda Antalya'nın doğu kıyılarında sürü halinde görüntülendiğini belirten Gökoğlu, "Geçtiğimiz günlerde yerli türün bir sürüsü Boğazkent, Ilıca, Manavgat ve Denizkent arasındaki bölgede görüntülenmişti. Üç Adalar'da görüntülenen canlı da aynı familyaya ait ancak farklı bir tür. Şu anda Akdeniz'de bu türe ait tespit edilen tek örnek bu" dedi.<br />
<i><strong>"Küresel ısınmanın ve Akdeniz'deki değişimin göstergesi"</strong></i><br />
Atlantik kökenli bir türün Akdeniz'de görülmesini küresel ısınma ve deniz ekosisteminde yaşanan değişimlerle ilişkilendiren Gökoğlu, deniz suyu sıcaklıklarındaki artışın türlerin dağılım alanlarını etkilediğini söyledi. Gökoğlu, "Bu türleri görmemizin nedenlerinden biri küresel ısınma ve Akdeniz'de meydana gelen değişikliklerdir. Bunlar küresel ölçekte yaşanan ısınmanın göstergeleri. Denizlerde meydana gelen değişimlerle birlikte farklı bölgelerde yaşayan türleri Akdeniz'de de görmeye başlıyoruz" ifadelerini kullandı.<br />
<strong><i>Kuyruğundaki dikene karşı dikkatli olunmalı</i></strong><br />
İnek burunlu vatozun insanlara karşı saldırgan bir tür olmadığını belirten Gökoğlu, kuyruğunda diken bulunduğu için canlıya temas edilmemesi gerektiğini söyledi. Türün doğal ortamında kendi halinde yaşadığını dile getiren Gökoğlu, "Zararsız bir tür ancak kuyruğunda bir dikeni var. Kolay kolay kimseye zarar vermez. Fakat canlıyı sıkıştırır, üzerine basar ya da çarparsanız kuyruğundaki diken savunma sırasında batabilir ve zarar verebilir. Bunun dışında kendi halinde yaşayan zararsız bir türdür" dedi.<br />
Türün yaşam biçimine ilişkin de bilgi veren Gökoğlu, inek burunlu vatozların doğal yaşam alanlarında zaman zaman sürüler oluşturabildiğini ifade etti. Gökoğlu, "Bu tür de Akdeniz'deki yerli tür gibi doğal yaşam alanlarında zaman zaman sürüler oluşturuyor. Yüzeye yakın bölgelerde sürüler halinde görülebiliyor ancak bentik bir türdür, yani daha çok deniz tabanına yakın alanlarda yaşar" diye konuştu.<br />
<i><strong>Vatandaşlara farklı türleri bildirme çağrısı</strong></i><br />
Denizlerde daha önce görülmeyen veya vatandaşların tanımadığı canlıların bilim insanlarına ulaştırılmasının türlerin belirlenmesi açısından önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gökoğlu, vatandaşlara ve balıkçılara duyarlılık çağrısında bulundu. Gökoğlu, "Vatandaşlarımız duyarlı oldukları ve karşılaştıkları farklı deniz canlılarının görüntülerini bize ulaştırdıkları sürece bu tür tespitleri yapabiliyoruz. Daha önce hiç görmedikleri bir canlıyı yakaladıklarında veya görüntülediklerinde bize ulaştırmaları halinde türün ne olduğunu belirliyoruz. Ardından hem bilim dünyasına duyuruyor hem de vatandaşlarımızı ve balıkçılarımızı bilgilendiriyoruz. Bu görüntüler de bir arkadaşımız tarafından bana gönderildi ve bu şekilde tespit yapıldı" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/atlantik-kokenli-inek-burunlu-vatoz-akdenizde-ilk-kez-goruntulendi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/07/a-w746336-02.jpg" type="image/jpeg" length="92986"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünya çapında verem başarısı Akdeniz Üniversitesi’nden]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/dunya-capinda-verem-basarisi-akdeniz-universitesinden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/dunya-capinda-verem-basarisi-akdeniz-universitesinden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Verem araştırmalarındaki bilimsel çalışmalarıyla dünya sıralamasına giren Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Çoban, çok ilaca dirençli ve yaygın ilaç dirençli tüberküloz türlerinin artış gösterdiğini belirterek, "Tanıda yaşanan gecikmeler, yeni ilaçlara karşı direnç gelişimi ve bazı bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler mücadeleyi zorlaştırmaktadır" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Çoban, verem hastalığına neden olan Mycobacterium tuberculosis bakterisi üzerine yürüttüğü bilimsel çalışmalarla uluslararası akademik etki sıralamasında başarı elde etti. Bilim insanlarının yayınlarını, çalışmalarına yapılan atıfları ve akademik etkilerini değerlendiren ScholarGPS tarafından yayımlanan sıralamada Çoban, Mycobacterium tuberculosis alanında yaşam boyu etki kategorisinde dünya genelinde 104'üncü sırada yer aldı. Çoban, aynı alandaki son 5 yıllık bilimsel çalışmaların değerlendirildiği kategoride ise dünya 87'ncisi oldu.<br />
<strong><i>"Yeni tanı ve tedavi yaklaşımları üzerine çalışıyoruz"</i></strong><br />
Tüberkülozun dünya genelinde enfeksiyon hastalıklarına bağlı ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olmayı sürdürdüğünü belirten Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Çoban, "Tüberküloz (verem), dünya genelinde enfeksiyon hastalıklarına bağlı ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Çalışmalarımız ağırlıklı olarak verem hastalığının etkeni olan Mycobacterium tuberculosis için yeni tanı ve ilaç duyarlılık yöntemlerinin geliştirilmesi, antitüberküloz ilaçların etkinliğinin değerlendirilmesi ve yeni tedavi yaklaşımlarının araştırılması üzerine yoğunlaşmaktadır. Özellikle ilaç dirençli tüberkülozun erken ve doğru tanılanmasına yönelik yöntem geliştirme çalışmaları ile mevcut tedavi seçeneklerinin etkinliğini artırmaya yönelik araştırmalar yürütüyoruz" dedi.<br />
Araştırma, tanı ve eğitim faaliyetlerini aynı çatı altında buluşturmak amacıyla Akdeniz Üniversitesi bünyesinde önemli bir altyapı oluşturduklarını aktaran Çoban, "Bu çalışmaları daha ileriye taşımak amacıyla 2019 yılında Akdeniz Üniversitesi bünyesinde Verem Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi'ni kurarak araştırma, tanı ve eğitim faaliyetlerini aynı çatı altında buluşturan önemli bir altyapı oluşturduk" ifadelerini kullandı.<br />
<strong><i>Uluslararası patentli özgün besiyeri geliştirdiler</i></strong><br />
Mikobakterilerin laboratuvar ortamında çoğaltılması amacıyla özgün bir besiyeri geliştirdiklerini kaydeden Çoban, çalışmanın uluslararası patentle korunduğunu belirterek, "Bunun yanı sıra, mikobakterilerin laboratuvar ortamında çoğaltılmasına yönelik geliştirdiğimiz ve uluslararası patentle korunan özgün besiyeri AYC.2.1. broth ve AYC.2.2. agar gibi yenilikçi çalışmalarla, temel bilim araştırmalarını uygulamaya dönüştürmeyi hedefliyoruz. Amacımız, laboratuvar bulgularını klinik uygulamaya aktararak tüberkülozun tanı ve tedavisine katkı sağlamak ve bu alandaki uluslararası bilgi birikimine yeni veriler kazandırmaktır" diye konuştu.<br />
<strong><i>"İlaç dirençli suşların artışı mücadeleyi zorlaştırıyor"</i></strong><br />
Tüberkülozla mücadelede karşılaşılan en önemli sorunlardan birinin ilaç direnci olduğuna dikkati çeken Çoban, "Günümüzde tüberkülozla mücadelede en önemli sorunlardan biri, çok ilaca dirençli (MDR-TB) ve yaygın ilaç dirençli (XDR-TB) suşların artış göstermesidir. Bunun yanında tanıda yaşanan gecikmeler, yeni ilaçlara karşı direnç gelişimi ve bazı bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler de mücadeleyi zorlaştırmaktadır" dedi.<br />
Türkiye'de tüberküloz kontrol programlarının başarılı şekilde yürütüldüğünü ifade eden Çoban, dirençli vakaların erken teşhis edilmesi ve moleküler epidemiyolojik çalışmaların artırılması gerektiğini vurguladı. Çoban, "Türkiye'de tüberküloz kontrol programları başarılı şekilde yürütülmekle birlikte, dirençli olguların erken tanısı ve moleküler epidemiyolojik çalışmaların artırılması önem taşımaktadır. Dünya genelinde ise hızlı, düşük maliyetli tanı yöntemleri, yeni antitüberküloz ilaçların geliştirilmesi ve direnç mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasına yönelik araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır" ifadelerini kullandı.<br />
<strong><i>"Başarı, ekip arkadaşlarımızın ve öğrencilerimizin ortak ürünüdür"</i></strong><br />
Uluslararası sıralamada elde ettiği başarıyı kişisel bir kazanım olarak görmediğini dile getiren Çoban, "Bu tür uluslararası sıralamalar elbette memnuniyet verici olmakla birlikte, benim için asıl anlamı yıllardır aynı kararlılıkla sürdürdüğümüz bilimsel çalışmaların uluslararası düzeyde görünürlük kazanmış olmasıdır. Bu başarı yalnızca kişisel bir kazanım değil; birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarımın, öğrencilerimin, Akdeniz Üniversitesi'nin ve ülkemizde bilimsel araştırmalara sağlanan desteklerin ortak bir ürünüdür" dedi.<br />
Sıralamaları bir hedef değil, daha nitelikli çalışmalar üretmek için motivasyon kaynağı olarak değerlendirdiğini belirten Çoban, "Bu tür değerlendirmeleri bir hedef olarak değil, daha nitelikli araştırmalar üretmek ve ülkemizi uluslararası bilim dünyasında en iyi şekilde temsil etmek için motivasyon kaynağı olarak görüyorum. Bilimde en değerli sıralamanın, üretilen bilginin insan sağlığına ve topluma sağladığı katkı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle çalışmalarımıza aynı azim ve sorumlulukla devam edeceğiz" diye konuştu.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/dunya-capinda-verem-basarisi-akdeniz-universitesinden</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/07/a-w745652-01.jpg" type="image/jpeg" length="91471"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bozayıların buzlu meyve keyfi]]></title>
      <link>https://www.kanalv.com.tr/bozayilarin-buzlu-meyve-keyfi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalv.com.tr/bozayilarin-buzlu-meyve-keyfi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da etkili olan sıcak hava insanlar kadar hayvanları da olumsuz etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Parkı'nda da yaz sıcaklarına karşı hayvanların yaşam konforunu artırmak amacıyla serinletici ve zenginleştirici uygulamalar gerçekleştiriliyor. Park sakinlerine haftanın belirli günlerinde, türlerine ve enerji ihtiyaçlarına uygun olarak hazırlanan buzlu meyve ve sebze kokteylleri veriliyor.<br />
Antalya Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Parkı, yaz aylarında artan hava sıcaklıklarına karşı koruma altında bulunan hayvanlar için özel uygulamalar hayata geçiriyor. Parkta bulunan bozayılar, lemurlar ve farklı türlerdeki hayvanlar; havuzlar, gölgelik alanlar, su alanlarında, uzman personel tarafından hazırlanan buzlu meyve-sebze takviyeleriyle serinletiliyor.<br />
<i><strong>"Buzlu meyvelerle hem serinliyor hem sosyalleşiyorlar"</strong></i><br />
Doğal Yaşam Parkı'nda 115 türde yaklaşık bin 500 hayvana ev sahipliği yapıldığını belirten Doğal Yaşam Parkı Müdürü Dr. Veteriner Hekim Aygül Arsun, yaz sıcaklarının özellikle sıcağa duyarlı hayvanlarda stres oluşturabildiğini söyledi. Bu nedenle farklı önleyici ve zenginleştirici çalışmalar yaptıklarını ifade eden Arsun, buzlu meyve ve sebze uygulamasının da bunlardan biri olduğunu belirtti. Hayvanların buz kalıpları içerisindeki meyve ve sebzeleri çıkarırken hem serinlediğini hem de doğal davranışlarını sergileyerek sosyal etkileşime girdiğini söyleyen Arsun, "Bu çalışma sadece beslenme desteği değil, aynı zamanda hayvanlarımız için bir zenginleştirme uygulaması. Buzun içerisindeki sebze ve meyveleri çıkarmaya çalışırken vakit geçiriyor, serinliyor ve birbirleriyle etkileşim kuruyorlar" dedi.<br />
<i><strong>Bozayılara haftada iki gün özel takviye</strong></i><br />
Parkta bulunan 7 bozayının yaz sıcaklarına karşı farklı imkânlarla desteklendiğini belirten Arsun, bozayıların kendilerine ait inleri, iç alanları, kum ve su havuzları ile ağaçlık bölgelerde vakit geçirebildiğini söyledi. Arsun, yaz döneminde bozayıların diyetlerine haftada iki gün sulu meyvelerden hazırlanan dondurulmuş eklemeler yapıldığını kaydetti.<br />
<i><strong>Rasyonlar uzman ekip tarafından hazırlanıyor</strong></i><br />
Lemurlar ve primatlar için de benzer serinletici uygulamaların yapıldığını ifade eden Arsun, parkta 15 lemurun bulunduğunu belirtti. Farklı türlerdeki hayvanların enerji ihtiyaçlarına göre tüm rasyonların uzman personel tarafından planlandığını, hazırlanan besinlerin ise bakıcılar tarafından düzenli şekilde uygulandığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://www.kanalv.com.tr/bozayilarin-buzlu-meyve-keyfi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 13:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalvcomtr.teimg.com/crop/1280x720/kanalv-com-tr/uploads/2026/07/adsiz-tasarim-1-14.png" type="image/jpeg" length="95270"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
